banner14
banner48

Başkanımız Ali Koç, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu

Başkanımız Ali Koç, beIN SPORTS HD 1 kanalında Güntekin Onay’ın konuğu oldu ve gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Başkanımız Ali Koç, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu

Başkanımız Ali Koç, beIN SPORTS HD 1 kanalında Güntekin Onay’ın konuğu oldu ve gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
 
Başkanımızın açıklamaları şöyle:
 
"Camiamız adına bizi davet ettiğiniz için teşekkür ederim. Büyük bir memnuniyetle geldik. Seçim zamanından bugüne kadar yayıncı kuruluşa katılmadığımı bilmiyordum. Ara epey açılmış. Yoğun bir seçim kampanyası sonrası Fenerbahçe Spor Kulübü kongre üyelerinin teveccühü ile büyük bir farkla seçildik. Büyük bir beklentiyle geldik. Fenerbahçe’de değişim bekleyen büyük bir kitle vardı. İlk sene, seçildiğimiz gün ‘bir sene sonra en kötü senaryoyu çiz’ deselerdi böyle bir senaryo çizemezdim. Tahmin ettiğimizden çok daha kötü bir sene geçirdik. Kriz yönetimiyle uğraştık. Biz, çok yapısal reformlar yapmak içi yola çıkmıştık. Aklımızda yenilikler vardı. Kriz yönetmekten de bu reformlar yavaşladı. Ama tamamen durmadı. Yaptığımız güzel işler de var ama futbolda yaşadığımız sıkıntılar bizi fazlasıyla üzdü ve yordu. Talihsiz bir yıl geçirdik ki buna sadece futbol olarak bakmamak lazım. Basketbolda da EuroLeague tarihinin Final Four’a bugüne kadar kırılmamış üç rekorunu kırarak gittik. Final Four’a iki ay kala ilk beşin dördü sakatlandı. Garip bir Final Four oldu. Hem şans açısından hem üzerimizdeki kara bulutlar hem de kriz yönetimi derken zor bir sene olarak geçti. Tabii ki çıktığımız yolda uzun ve orta vadeli hedeflerimiz vardı. Bunların hiçbiri değişmedi. Temel hedefler, ana unsurlar aynı şekilde devam etti. Yola çıkıyorsun, İstanbul’da bir yerden başka bir yere gidiyorsun. Trafiğe rastlıyorsun, güzergahını değiştiriyorsun ve gideceğin noktaya farklı gidiyorsun. Gideceğimiz adres kesinlikle değişmedi. Biraz farklı yollara sapmış olabiliriz ama çıktığımız ana hedef kesinlikle değişmedi.
 
Mali konuları aylardır, geldiğimizden beri anlatıyoruz. Zaman zaman camiamız içinde sosyal medyada yazılanları görüyoruz. ‘Biz bu konulardan bıktık’ diyorlar ama sonuçta camia olarak içinde bulunduğumuz finansal sıkıntılara çok da vakıf değiller. Anlatamadığımız çok unsur var. Denetimden çıkan, anlatamadığımız, anlatmak istemediğimiz unsurlar var. Sonuçta mali konulara burada çok girmeyeceğim ama Ocak ayında seçim kampanyasına ilk başladığımız zaman Türk futbolunun derin bir mali kriz içinde olduğunu ifade etmiştim. O zamanlar bunları kimse konuşmuyordu. Sadece Milletvekilimiz Sayın Saffet Sancaklı konuşuyordu. Geldiğimiz nokta da apaçık ortada. Sadece bize has değil; bizim miras aldığımız yük diğer kulüplere göre kat ve kat daha fazla. Dolayısıyla ilk yılımızda onlarla mücadele ettik. Finansal Fair Play kısıtlamaları da manevra alanımızı daralttı. Fenerbahçe Spor Kulübü’nün ve diğer büyük kulüplerin mali sıkıntılarını aşmak bir dönemlik, üç senelik süreye değil; daha orta ve uzun vadeye akıllı planlarla yayılması gereken bir unsur. Bunu yaparken de sportif başarı da sağlamanız gerekiyor. İlk senedeki amacımız nefes almak, yükü ağırlaştırmamak. Nitekim onu yaptık. Orta vadede gemi yüzdürebilmek; orta ve uzun vadede de gemiyi limana getirebilmek. Yani sürdürülebilir sportif başarı ve sürdürülebilir sağlıklı mali yapı. Sportif başarı, mali yapıyı güçlendiriyor. Kısa vadede nefes almak dediğim şey de sıcak paranın kulübe girmesi. Yükü yüklemek, ihtiyaçları, finansal sorumluluklarınızı yeni borç yaratmadan yerine getirebilmek ve nefes almak amacımızdı. Bunu iyi yaptığımızı düşünüyorum. Hem sağladığımız sıcak imkanlarla hem camiamızın fedakarlıklarıyla hem sponsorluklarla ilk sene için iyi iş çıkardık. Geçen sene için bizi anca nisana kadar götüreceğini söylüyordum. Nitekim de öyle oldu. Ağır finansal yük devam etmektedir. Sermaye artırımız, sıcak para, sponsorluklar falan derken 120-130 milyon euro kadar girdimiz oldu. Sıkıntılarımızdan bir tanesi de yarattığımız gelirleri kullanamamamız. Hala kullanamıyoruz. Yarattığımız gelirlerin yüzde 80’i yüzde 90’ı direkt finans kutusuna giriyor. Fenerbahçe Spor Kulübü’nün aşağı yukarı 2.8-2.9 Milyar devraldığı borç var. Bugün itibarıyla 674 Milyon Liralık bir faiz yükümüz var. Bir de bütün operasyonu çevirebilmemiz niçin yani futbol, diğer branşlar, personel ve operasyonel giderleri eklediğiniz zaman her sene 1.2 milyar lira nakite ihtiyacımız var. ‘Ne kadar nakit yaratıyorsunuz’ diye sorarsanız, bankalar falan hepsine baktığınız zaman; Fenerbahçe Spor Kulübü’nün aşağı yukarı yarattığı nakit 800 milyon, 1 milyar arasında değişiyor."
 
 

YENİDEN YAPILANDIRMA ANLAŞMASINA İMZA ATMADIK DEĞİL ATAMADIK
 
"Fenerbahçe Spor Kulübü olarak yeniden yapılandırmaya imza atamadık. Atmadık, değil. Atma ihtiyacımız var. Atamadık. Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Devletimize, Bankalar Birliği’ne bu sorunu giderme yönünde adım attıkları için, bu kulüplerin artık kendi imkânları ile dönemeyeceklerini gördükleri için ve sporun etki alanında milyonlarca insan olduğunu gördükleri için yeni bir yapılandırma sürecine gidildi. Onun için teşekkür etmek istiyorum. Biz henüz bundan faydalanamadık ama ben buna teşekkür etmek istiyorum. Niye teşekkür etmek istiyorum? Bunları anlatırken şunları da bilmenizi istiyorum. Ben de Türkiye’nin büyük bankalarından bir tanesinin Yönetim Kurulu başkanıyım. Yönetim kurulu Başkanı olduğum bankamızda son dönemde, kredi vermekten çok müşterilerimizin borçlarını, verdiğimiz kredileri yeniden yapılandırmayla vaktimizin çoğunu harcıyoruz. Bu gayrı menkul sektörü olur, enerji sektörü olur. Değişik, değişik sektörler. Bütün bankaların kredi vermek için yarıştığı şirketler, gruplar bile borçlarını yeniden yapılandırıyorlar. Borçları yeniden yapılandırmak nedir? Mevcut borcun süresinin uzatılması, belki belirli bir dönem faiz ve ana para ödemesi olmadan, belki de faizlerin zamana göre indirilmesi, hatta hatta; müşteriniz işlerini çevirebilsin diye yeni kredi verme. Niye bunu yapıyorsunuz? Müşteriniz ayakta kalacak, işlerini çevirecek ki, size olan borcunu geri ödeyecek. Siz de sermaye koymayacaksınız, neticesinde kar edecek, yeni borçlar vereceksiniz ve ülke ekonomisi kalkınacak. Futbol da bir sektör. Bundan hiçbir farkı yok. Futbol sektörünün belirli bankalara ciddi borçları var. Dolayısıyla bunu bu şekilde ele almak lazım. Ne yazık ki bu konu siyasi malzeme haline getirildi. ‘Yok efendim, çiftçinin parasını topçuya veriyorsun, vs vs’ Buna hiç katılmıyorum. Yanlış anlatıldığı için, bu konu doğru bir şekilde kamuoyuna anlatılmadığı için, siyasi partilere doğru dürüst anlatılmadığı için ne yazık ki, yanlış yerlere çekildi. Burada futbol kulüplerine vadeler uzatıldı, belirli bir süre ödemesiz döneme ve yeni nakde ihtiyacı var. Ki borçlarını geri ödeyebilsinler diye. Tüm bu konuyu muhalefet malzemesi yapanlara da sesleniyorum; futbol sektörünün diğer sektörlerden hiçbir farkı yoktur. Diğer sektörleri ayakta tutmak için yapılan operasyonlar gibidir, bu da. Lütfen yanlış yerlere çekmeyin. Futbol ülkede kitleleri etkileyen bir spor dalı.
 
Fenerbahçe Spor Kulübü’nün özeline gelince, biraz önce rakamları anlattım. Biz bunu niye imzalamıyoruz, henüz. Burada Hüseyin Aydın Bey’e de onun nezdinde tüm konu ile ilgili profesyonellere teşekkür etmek istiyorum. Sorunları anlıyorlar, dinliyorlar. Vâkıflar.  Geldiğimiz noktada bir formül çıkıyor. Bu formül tüm kulüplere aynı uygulanıyor. Yani, 5 yaşında çocuk, 20 yaşında biri, 60 yaşında göbekli bir adama aynı elbiseyi dikmek gibi, ne yazık ki bugünkü format. Büyük kulüpler için konuşuyorum. Küçük kulüplerin nispeten mali yapısı daha küçük. Büyük kulüplerden sadece birinin sorununu çözüyor. Bize ne veriliyor. Vadede 5 yıllık bir dönem. 2 yıl ana para ödemesiz. Faiz ödüyorsunuz. 250 milyon da taze para veriliyor. Fenerbahçe Spor Kulübü’nün şu an geriye dönük borçlarını bile 250 milyon karşılamıyor. 674 milyon lira sadece faiz ödememiz gerekiyor, her sene onu ifade ettim. Bu iyi niyetli yaklaşım ne yazık ki, Fenerbahçe özelinde konuşmak istiyorum. Eminim diğer iki büyük İstanbul kulübü içinde aynı şekildedir. Bizim ihtiyaçlarımızı karşılamıyor. İmza attığımız an temerrütte düşüyoruz. Temerrütte düşmek nedir? Borcunuzu servis edememek. Temerrütte düştüğünüz zaman çok ağır yaptırımlar var. Biz kulüp olarak düğmeyi başından doğru iliklemek istiyoruz. ‘Parayı alalım da kervanı yolda düzeriz’ değil. Çünkü bankacıların gözünün içine baktığımızda samimi olmamak gerekir. Onlar da bunu biliyor. Bu bir borç yapılandırmasından çok, borç tasviyesi, buna imza attıktan sonra kulüplerin manevraları ciddi anlamda azalıyor. Vade ne yazık ki bu borçların ödenmesini sağlamıyor. Konuyu bilenler şöyle düşünebilir, ‘5 yıla girin, 5. senesinde bir daha yapılandırırsınız’ O da bir yaklaşım tarzı. Peşinen girdiğin gün bunun modelinin en azından Fenerbahçe özelinde işlemeyeceği aşikar. Dolayısıyla bizde yönetimimiz olarak, birinci günden temerrütte düşeceğimiz bir anlaşmaya imza atmak istemiyoruz. Bize yapılan yardım ve desteğin farkındayız. Bunu da hafife almıyoruz. Mümkünse kulübün ihtiyaçlarını karşılayacak modele gitmek istiyoruz. O ne diye sorarsanız? Bence bu diğer kulüpler için de geçerlidir. Onların rakamlarını bilmeden konuşuyorum. Bu nedir? 10 yıl, 2-3 yıl mümkünse anapara ve faiz ödemesiz. Bankacılarla konuştuğumuzda bu konuda mutabıkız. Kaynağında 250’nin, şu an ifade etmek istemiyorum. Fenerbahçe özelinde çok daha üstünde. Niye? Bizim taşıdığımız yük çok daha fazla. O yüzden burada tekrar devletimize teşekkür etmek istiyorum. Bankalar Birliği’ne teşekkür etmek istiyorum. İnsiyatif  ve sorumluluk aldıkları için. Sonuçta bu onların suçu değil. Bizlerin, kulüp yönetenlerin, kötü yönetiminden dolayı geldiğimiz noktada bir şekilde yardımcı olunmaya çalışılıyor. Temerrüde düştüğünüz zaman da çok ama çok ciddi yaptırımları var. Biz birinci günden temerrüde düşeceğimizi biliyoruz. Bile bile lades durumu. O yüzden şimdiden bu noktada teşekkür etmekle beraber inşallah Fenerbahçe’ye uyan bir modeli sağlamamız lazım. Çünkü UEFA’ya da 15 Ekim’e kadar bunu imzalayacağımızı söylemiştik, uzatma istedik. Bakalım nereye gidecek. Ama diğer noktada bu bir sektördür, bunun siyasi duruma gelmemesi gerekmektedir.
 
Şu konuda da deminki model için de bütün kulüplerin farklı dinamikleri, farklı sorunları var. Tek model herkese uymuyor. Diğer taraftan diyelim ki bir Abramovich Fenerbahçe’nin başkanı oldu. Bizim imkanlarımızdan çok daha fazla imkanı var. Çeki yazdı, bütün borçları kapattı, buna rağmen Finansal Fair Play sıkıntısı var. Dolayısıyla Fenerbahçe’nin mali problemlerini bir günde çözecek başkan gelse de belli bir müddet FFP’den dolayı da elimiz kolumuz bağlı. Orada da yaptığımız transfer satışlarından; bu sene Eljif Elmas ve geçen seneyle beraber toplamda 41 milyon Euro’luk bir satış yaptık. Onları da transfer ihtiyaçlarını karşılamak için kullandık."
 
TARAFTARIMIZDAN FENER OL KAMPANYASINA DESTEĞE DEVAM ETMESİNİ İSTİYORUZ
 
"Fener Ol kampanyasını Temmuz ayı sonuna doğru yavaşlattık, şimdi tekrar başlayacağız. Taraftarlarımızdan da rica ediyorum, destek olmaya devam etsinler. Aşağı yukarı 150 milyon Lira imkan sağladık. Bu yılın bütçesinde hedefimiz 200 milyondu. Geri kalan 4-5 ayda bunu sağlayabileceğimizi düşünüyorum ama o para geldiği gibi gitti. Bizim açığımız 75 milyon ila 100 milyon. Türkiye’de yapılan bütün kampanyalara kıyasla müthiş bir rakam. İhtiyaçlarımıza baktığınız zaman çok da fazla değil. O yüzden camiamıza teşekkür etmek istiyorum. Burada toplayacağımız miktar kadar kitlesel hareket olarak, kitlesel kaynak yaratma olarak adlandırdığımız ve sevdalı olduğun kulübe fedakarlık yapma ve çorbada tuzum olsun mantığını hayata geçirmek her kulübe nasip olmaz. Bu kadar tek taraflı verici bir taraftar kitlesine sahip kulüpler büyük kulüplerdir. Bizim için topladığımız kadar bu ruhun da harekete geçmesi çok önemliydi. O yüzden başarılı olduğumuzu düşünüyorum. İhtiyaçlarımızı karşılama açısından demin de dediğim gibi sıcak para kısmı… Bizim ihtiyaçlarımız 4 ayaklı. Kısa vadede sıcak para birinci ayak. Orta vadede Avrupa’ya gitmek, mümkünse Şampiyonlar Ligi. Genç oyuncuyu yetiştirip satabilmek, scouting, genç yetenekleri makul ekonomik fiyatlara kazandırıp hem sportif açıdan yararlanıp hem ekonomik değere çevirebilmek. Bunlar işin orta vadesi. Ancak sürdürülebilir başarı ve sağlıklı bir mali yapıyı yani akşam yatarken uykunuzu kaçırmayacak bir konuma getirmek için bunların ötesinde büyük kulüplerimize ciddi bir gayrimenkul projesi tarzında bir şeyler yapılması önemli. En azından bu kanamayı durduracak, borç yapısını indirecek. 800 ila 1 milyar her sene gelirimiz var, bunların bu sene için 674’ü direkt finans kurumlarına gidiyor. Buna mukabil 800’ün de 50’si, 100’ü size geliyor. Aradaki fark için de nakit yaratmanız gerekiyor. O fark nasıl yaratılır? Yaratacağın ciroyla, ciro belli. Sıcak para bir yere kadar. Sermaye arttırımı, sıcak para, Fener Ol vs. O da bir yere kadar. Dolayısıyla mega proje gerekiyor. Elimizde bazı gayrimenkuller var."
 
KENAN EVREN LİSESİ’NİN DEVRİYLE HAKKIMIZI ALDIK
 
"En son olarak Kenan Evren konusuna gireyim. Öncelikle Sayın Cumhurbaşkanımız bizi ziyaret etti. Onun ziyareti bizim için bir onur, bir şereftir. Herkes küçükken bir takım tutuyor. Kimse ileride ne olacağını bilmiyor. Cumhurbaşkanımız da Fenerbahçe’yi seçmiş. Fenerbahçe sevdalısı ama gerçek anlamda. O gün de ifade edildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığını yapmış 12 kişinin 6’sı Fenerbahçeli. Ancak bir tanesi Yüksek Divan Kurulu üyesi olmuş. Kendisi bizi kırmadı, geldi, şereflendirdi. Teşekkür ediyorum. Şurada da sizinle paylaşacağım rakamlar çerçevesinde hakkımızı aldık. Burada bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Fenerbahçe kayrılıyor deniyor. Fenerbahçe en son kayrılan takımdır, onu söyleyeyim. Fenerbahçe Spor Kulübü’nün 17 senedir üstünde durduğu bir mevzu bu. Sayın Başkanımız Aziz Yıldırım’ın başlattığı, dönemin yönetimlerinin üstünde durduğu ve bazılarında ben de vardım. Ve biz ne yaptık burayı alabilmek için ve ne yapacağız? Biz 3 adet okul yaptık ve bunu Milli Eğitim’e devrettik. Bu okullar 6 yıldır eğitim veriyor. Sancaktepe İlköğretim Okulu, Üsküdar Yavuztürk İlköğretim Okulu, Ataşehir Anadolu Lisesi. 3784 öğrenci için 106 derslik yapmışız. Bunun üstüne ‘Yükümlülükleriniz yerine getirilmedi’ dendi. Aşağı yukarı 6 milyon Liraya mal olacak 600 talebe için 18 derslik yaptık. Yani totalinde Fenerbahçe bu araziyi alabilmek için 4384 talebeye 124 derslik yapıyor artı 1 adet spor salonu yapıyor 700 kişilik salon ve bu spor salonu liselerarası yarışmaları yapacak standartta bir spor salonu. Artı Ataşehir arazisinde de bu arazinin Kadıköy Belediyesi tarafından Milli Eğitim Bakanlığı’na bağışlanmasını sağlıyor Fenerbahçe. Dolayısıyla biz burada başka kulüplerde olduğu gibi malımız olmayan bir şey karşılığı arazi almadık. Biz bunu alabilmek için bir sürü fedakarlıklar yaptık. Kenan Evren Lisesi’nde kaç talebe okuyor derseniz, 600 talebe okuyor. 600 talebenin okuduğu yerde biz 4400’e yakın talebe için derslikler yaptık, spor salonu yaptık. Dolayısıyla aslında biz hakkımızı aldık. Sayın Cumhurbaşkanımıza ve ilgili bakanlarımıza bu sürecin tamamlanmasında göstermiş oldukları destekten dolayı teşekkür ediyorum. İnsanlar unutuyor yıllar geçtikçe Fenerbahçe burayı alabilmek için çok büyük fedakarlıklar yaptı."
 
Kulübümüzün Kenan Evren Lisesi arazisini nasıl değerlendireceği sorusu üzerine, “1 sene müddet var proje geliştirmek için. Zamanında yapılan projede AVM, otel, iş kulesi vardı. O günden bugüne Semtin ihtiyaçları değişti. Bence bir AVM gereksiz çünkü her yer AVM, dükkan dolu bilhassa Bağdat Caddesi. Yeni projelendireceğiz, ondan sonra proje iznimizi alacağız, şu an ön izni aldık, bize devredildi, ondan sonra belli bir süre bize tashih olacak, sonunda da artık kimse Fenerbahçe yönetiminde bunu satın almak hakkı olacaktır. En ideal konulardan biri, bankalara olan borcumuz karşılığında, varsa o bankaların gayrimenkul yatırım ortakları gibi set upları orada takas yapmak veya beraber geliştirmek ama bu Fenerbahçe için önemli bir değerdir. Kulüplerin mali sıkıntılarını gidermek için gayrimenkul projelerine ihtiyaç vardır, birkaç arazimiz daha var bunun gibi. Onlara bakıyoruz. İyi ve güzel bir haberi daha Fenerbahçelilerle paylaşmak istiyorum. Biz 2012 yılında Ülker Sports Arena’yı inşa ettik ve maçlarımızı orada oynamaya başladık. Fakat imar ve iskan izni alınamamıştı. 6.5 yıl sonra ilgili arkadaşların özverileriyle ve güzel çalışmalarıyla Fenerbahçe Spor Kulübü buranın iskanını çıkardık. Biz bazı konularda çok mütevaziyiz. Bu da kulübümüze kazandırılmış bir konudur. Burada başta Aziz Yıldırım olmak üzere bizden önceki yönetime ve Ülker Grubu’na teşekkür etmek istiyorum." şeklinde konuştu.
 
 

STADYUMLARA ÖDENEN KİRA KONUSUNDA ADİL BİR DURUM YOK
 
Stadyumla ilgili bir gelişme olacak mı sorusuna ise Başkanımız, “Seçim sürecinde bu konu gündeme geliyordu stadı taşıyacak mısınız diye. Öyle bir şey söz konusu değil. Semtimizin stadıdır. Fenerbahçe kurulduğundan beri – belli bir dönemin dışında- maçlarını orada yapmaktadır. Bu da her külüne nasip olmayacak bir durumdur. Fenerbahçe Spor Kulübü, ekonomik dönemin iyi olmadığı, ülkenin son derece inişli-çıkışlı bir döneminde, faizlerin çok yüksek olduğu bir dönemde, sıfır devlet katkısıyla, kendi imkanlarıyla, o zaman 85 milyon dolar harcandı inşaat süresince ve stadından ayrılmadan bu stadı tamamladı. Ben 1907 Derneği Başkanıyken tribünlerden birinin finansmanı için çalışmıştık, orada da bizim katkımız vardı. Sayın Aziz Yıldırım ve yönetimi tam tabiri caizse kelle koltukta bu stadı yaptı. Bu stadın her bir santimetrekaresinde Fenerbahçe Spor Kulübünün başkanının, yönetiminin, iş adamının, taraftarının emeği vardır, alınteri vardır. Ve bu stad, Türkiye’nin stadlaşma atılımının öncüsüdür, lideridir. Ve bu Fenerbahçe Spor Kulübü’nün kendi imkanlarıyla yapılmıştır. Bizim olmayan bir araziyi başka yere tahsis ederek ve karşılığında devletin yaptığı bir stadı almak şeklinde değildir, öncü olmuşuzdur, bununla her Fenerbahçeli gurur duymalıdır. Türkiye’nin gerçek anlamda ilk modern stadıdır. Yaşı ilerlediği için kozmetik dokunuşlara da ihtiyacı vardır. Ancak şu an mali imkanlarımız sınırlı olduğu için bunu yapamıyoruz. Şimdi rekabet açısından da bir şey söylemek istiyorum. Biz bu stada her sene 1 milyon dolar kira ediyoruz. Yani 85 milyon dolar yatırdığımız stada her yıl 1 milyon dolar kira veriyoruz. Geçen sene bu kurların hareketleriyle sabitlendi ve 4 milyon lira oldu. Fakat Anadolu’ya gittiğimizde, diğer kulüp başkanlarına soruyorum. Onların kira için stadlara ödediği ücretler komik rakamlar. Belediyeler tarafından kulüplere kazandırılmış stadlar. Devlete de teşekkür etmek lazım ama baktığınız zaman rekabet olarak stad anlamında çok adil bir rekabet ortamı değil. Kısa vadede (stadyum konusunda) çok majör bir şey yapma imkanımız şu an yok." yanıtını verdi.
 
KULÜP OLARAK BENFİCA’YI ÖRNEK ALIYORUZ
 
Dünyadaki kulüp modelleriyle Türk futbolunun kıyaslaması sorulduğunda Başkanımız, “Şu an uzağındayız. Yapısal reformlarda bir nebze futboldaki sonuçlardan dolayı sekteye uğradık. Top çizgiyi geçmediği zaman, herkes skor odaklı olduğu için, belli bir süredir de şampiyon olamadığımız için anlayışla karşılıyorum. O her anlamda o reformları, bir kısmını hiç yapamadık, bir kısmında başladık ama istediğimiz hızda yapamadık, bir kısmında da bir mesafe aldık. Türkiye’deki kulüp yönetimleri modern kulüp yönetimlerinin uzağında zaten o yüzden sıkıntıdayız. Türk futbolu her anlamda Avrupa’nın gerisinde kalıyor. O yüzden seçim dönemi biz 6 seneye ihtiyacımız var dedik yönetim olarak. Türk futbolu geneline baktığınız zaman mali açıdan batak durumdayız. Avrupa’nın birinci, ikinci ya da en iyi şartlarda üçüncü en yaşlı ligiyiz. Tabi en yaşlı futbolculara sahip olunca haftada 3 maç oynama, dolayısıyla Avrupa ile rekabet etme konusunda sekteye uğruyorsunuz. En az altyapıya yatırım yapan ülkeyiz. Bu kadar genç nüfusumuz var, demografik avantajımız var, 20-25 sene daha fırsat penceresi var. En az altyapıdan oyuncu çıkaran ülkeyiz. En az gençlere süre veren ligiz. Herhalde en yavaş liglerden biriyiz. Türkiye’de futbol oynayıp Avrupa’ya transfer olan oyuncuların dedikleri var, idmanlar farklı, futbol daha sert, daha hızlı, daha teknik, teknoloji daha fazla kullanılıyor. Neresinden bakarsanız gerideyiz. Bizim kafamızda bir vizyon var, bir hayal var. Altyapısı olsun, akademisi olsun, tesisleşmesi olsun, teknoloji kullanımı olsun, oyuncu keşfi olsun. Ama bu zaman alacak. Bugünden yarına olacak bir şey değil. Bu konuda doğru yolda olduğumuzu düşünüyorum. Pekçok ziyaretim oldu. Az önce saydığım unsurlar çerçevesinde farklı kulüpleri örnek alabilirim ama tek bir kulüp örnek al deseniz Benfica’yı alırım. Benfica’nın yapısı Fenerbahçe’ye çok benziyor. Dernek, 160 bin civarında üyesi var, birden çok spor branşı var, televizyonu çok önemli, yakın zamana kadar kendi maçlarını kendisi yayınlıyordu. Çok kısa süre önce borca batak durumdaydı. Bugün geldiği noktaya baktığınızda çok iyi işleyen, sürekli sportif başarı sağlayan, Avrupa’da belli bir noktalara gelebilen, inanılmaz bir akademisi olan, sattığı oyunculardan tüm borçlarını ödemiş bir kulüp. Tek bir kulüp örnek al derseniz Benfica derdim." cevabını verdi.
 
"Öncelikle Fenerbahçe’nin gerçek sahibi on binlerce kongre üyesi ve milyonlarca taraftarıdır. Benim düşüncem, Cumhuriyet’e mal olmuş, pek çok branşta faaliyet gösteren Fenerbahçe kimsenin mülkü olmamalıdır, olamazda. Zaten bu yapıda olması da mümkün değildir. Şimdi dernek yapısında doğru yönetirseniz alın size Barcelona, Benfica… Sahiplik yapısında da sistem işliyor modelden bağımsız olarak. Ancak demin de ifade ettiğim gibi bizde kulüpler iyi yönetilmiyor. Dernek modelinin en büyük zaaflarından bir tanesi süreler. Bizden eskiden 2 seneydi, şimdi 3 seneye çıktı. Bu süre kısa bir süre. İkincisi, derneği yöneten başkanın, yöneticilerin neredeyse hiçbir finansal sorumluluğu yok. En azından mevcut tabloda. Bıraktığınız zaman gelen o yapıyı devralıyor, aynen bizde olduğu gibi. A.Ş. yapısında olanlarda belli yükümlülükleriniz var ama bugüne kadar hiç sorgulanmadı. Süreye gelince Finansal Fair Play’dan dolayı UEFA’ya çok gittik geldik. Onlara göre Türkiye'de finansal sıkıntının en büyük nedeni yönetim modeli yani dernek modeli çünkü 3 sene. 3 sene sonra gidiliyor, 3 sene içinde kısa vadeli planlar, kısa vadeli hedefler ve hemen şampiyon olma baskısından dolayı uzun vadeli yapısal reformlar yapılamıyor, geleceğin tohumları atılamıyor. Hep bir an evvel sonca ulaşma. Tabii burada da doğal olarak kamuoyu, taraftar baskısı var. Bana sorarsanız süreler 4 ila 6 yıl arası. 4 ideali. Mesela Barcelona’da 6 yıl. Bunu dönemlerle sınırlamak lazım. 4 ‘se 3’le sınırlamak lazım mesela. Yeni tüzük çalışmalarımızın maddelerinden bir tanesi bu. Yapabiliriz, kongre üyelerimize kabul ettiririz, ettiremeyiz bilemiyorum. Kesinlikle 3 dönem sınırı olmalı. En azından da 4 sene olmalı. 6 sene biraz fazla ama 3 kere 4, 3 kere 5 makuldür. 4 sene bir değişim yaratmak için de makul bir süredir. Gerek sahiplik olsun, gerek dernek yapısı olsun modeli doğru kurgularsanız, yönetimsel açıdan doğru hamleleri yaparsanız iki model de işliyor.
 
Seçim döneminde 2 döneme ihtiyacım var dedim; 2 kere 3, 6 yıl. Benim ne kadar başkanlık yapacağıma Fenerbahçe Kongre Üyeleri ve Fenerbahçe camiası verir. Benim en büyük hayalim, en büyük duam başkanlığı istediğim zaman bırakmak, istenmediğim zaman değil. Tek taraflı dersek mükemmel. Başkanımızla en son 3 Haziran Pazar sabahı oylama sürecinde el sıkışmıştık. Ondan sonra görüşemedik, konuşamadık. Bu süre zarfında kongre bitti, biz kazandık. Devir teslim törenine başkanımız katılmadı, onun yerine eski yöneticilerimizden birkaç kişiyle devir teslim yaptık. Ondan sonraki süreçte kendisine 2 defa ulaşmaya çalıştım; hem cep telefonundan hem de ofisinden. Bir tanesi rahmetli Can Bartu’nun cenaze törenindeydi. Can ağabey başkanımız için çok önemli bir kişilikti, çok yakınlardı. Orada gelsin, törende bulunsun, bir konuşma yapsın diye çok istedim. Mümkün olmadı. İkincisi de en son Yüksek Divan Kurulu toplantımızda tüm hayattaki tüm başkanlarımızın olmasını çok arzu ediyordum. Cumhurbaşkanımızın Kongre üyeliğinde 25. Yılını doldurduğu toplantıya katılımı için Aziz Başkanımızı iki üç defa aradım, ulaşamadım. İki seferinde de asistanı bana mazeretleriyle katılamayacağını bildirdiği için katılamadı. Dolayısıyla seçim döneminden beri herhangi bir irtibatımız olmadı."
 
Fenerbahçe taraftarıyla ilgili bir soruya ise Başkanımız, “Allah her kulübe böyle bir taraftar kitlesi nasip etmez. Ben seçim döneminde de dedim ki, ‘Bu kulübün gerçek sahibi taraftardır. Kongre üyeleri kızmasın çünkü taraftar oldukları için kongre üyeleri olmuşlardır. Kongre üyeleri taraftarların elçileridir.’ Geçen sene çok kötü bir dönem geçirdik. Taraftar her zaman dönebilir ama geçen sene bizi 1 dakika yalnız bırakmadılar. Çok üzüldüler, kızanlar oldu ama büyük resimde taraftarlar bizi yalnız bırakmadılar. Dolayısıyla ben ve yönetici arkadaşlarım desteklerinden dolayı müteşekkiriz. Mahçubuz. Bu mahcubiyeti gidermek için de var gücümüzle çalışıyoruz. Dolayısıyla burada Fenerbahçe taraftarına hem sahada, salonda verdikleri destek hem Fener Ol kampanyasında ne kadar teşekkür etsem azdır. Sonuçta ben de taraftar gibi düşünen bir insanım. Küçüklüğümden beri Fenerbahçe’ye olan taraftar ruhum beni buraya getirdi. Onların ruhunu, hassasiyetlerini anlayabiliyorum. İnşallah onlara hak ettikleri başarıları getirebiliriz.” cevabını verdi.
 
BİR MOBİL FİRMANIN SPOR SERVİSİ VARDI
 
Spor basınıyla ilgili görüşlerini de paylaşan Başkanımız Ali Koç, “Spor medyası benim için sıkıntılı. Spor medyası Türkiye’de futbolun içinde bulunduğu olumsuz tablodaki sorumlularından biridir. Spor medyası Türk futbolunun kalkınması için ne kadar katkı sağlar? Yapıcı mıdır, yıkıcı mıdır? Bunu çok iyi analiz etmek lazım. Bugün baktığım zaman spor medyasının yapıcı değil, yıkıcı olduğunu görüyorum. Bu, hakemler için de geçerlidir. Mesela hakemleri temsile eden kimse yoktur, kendilerini ifade etme imkanları yoktur. Ben de hakemlerden çok mutlu değilim. Her türlü insan hatasına açığız ama bazen niyetten dolayı hatalar oluyor, o bizi çok rahatsız ediyor. Ama bugün baktığınız zaman hakemlik çok zor bir meslek. Sabahtan akşama kadar hakemler baskı altındalar. Algı operasyonları. Eski hakem yorumcuları. Bir kısmı belli kulüpler tarafından bir konuma getirildikleri için o kulüpleri koruma adına hakemlere yüklenmeleri. Veya yöneticiler bazında konuşalım. Adam televizyonda ‘hırsız ‘ diyebiliyor. İyi yönetemiyor olabiliriz, hatalar yapıyor olabiliriz. İnsanın olduğu yerde hata olur. Biz bu işi gönüllü yapıyoruz, büyük fedakarlık yapıyoruz. Benim yaşam kalitem ciddi anlamda düştü. Her hafta çocuklarımın bir aktivitesine giden insandım. Seyahate gider, tatil yapardık. Şimdi hiçbirini yapamıyorum. Tabii göreve gelirken bunları biliyorduk, şikayet anlamında söylemiyorum. Yöneticiler de büyük fedakarlıklar yapıyorlar maddi manevi. 5 para etmez insanların ağzına çiklet olmak… Halbuki güzellikleri gösterin, samimi eleştiriler yapın. Bunu yapanlar da var. Yol gösterin. Bu konuda her zaman her türlü eleştiriye açığız. Bizi en çok eleştiren Fenerbahçe TV olmuştur. FBTV’yi biz hiçbir şekilde sansürlemedik ve ben tenkit görüyordum bilhassa bizi seven, destekleyen kesimden ‘Nasıl müsaade edersiniz kendi televizyonunuzda buna’ diye. Ben sansüre karşı bir insanım ama diğer taraftan da şunun karşısında duracağımızı da bazı insanların bilmesi lazım; Türkiye’de belli başlı insanlar var. Bu insanlar istediklerini yerden yere vuruyorlar, yönetimleri değiştirmekten tutun da belli hocaları takımların başına getirmeye kadar her türlü işin içindeler. Türkiye’de spor medyası daraldı. NTV Spor kapandı, Vatan Gazetesi, Haber Türk Gazetesi kapandı. Dolayısıyla bir sürü medya mensubu da haksız yere şu an görevlerinde değiller ama belli bir kesim var ki Türk futbolunu parmağında çevirmeye çalışıyor. Bunların başında da belli insanlar var. Diyelim ki kanaat önderleri. Buradan yola çıkarsak, bir mobil firmanın bir spor hizmeti vardı, spor servisi; neredeyse kimsenin takip etmediği. Bu spor servisi belli isimlere büyük paralar veriyorlardı çünkü ne yazık ki spor medyasında ödenen ücretler de müdürler dahil çok düşük. Tabii burada aldıkları ücretler ciddi rakamlar. Bakın belli başlı takımların transfer haberleri ilk burada çıkardı. Kendi gazetelerinde, televizyonlarında değil ilk burada çıkardı. Burası kapandı. Allah’tan kapandı. Bu insanlar şimdi devletin kanalına sirayet etmeye çalışıyorlar. Bunların değişmesi lazım. Bunun değişmesi için Fenerbahçe Spor Kulübü olarak belki söylemeliyim, belki çok daha fazla üstüme gelecekler, zaten Türkiye’nin iki büyük grubu belli nedenlerden dolayı üstümüze geliyor, daha çok benim üstüme geliyor. Biri siyasi nedenlerden, biri futbol, spor nedenlerinden. Belki hiç bu toplara girmemem lazım ama biz bir sistemden, sistemin yanlışlığından bahsediyoruz. Bunu dile getirmem lazım. Bana fayda sağlar, sağlamaz zaman gösterecek. Bu konuda taraftarlarımın, camiamın haberdar olması, bilgi sahibi olması, uyanık olması lazım. Türk futbolunun değişmesi lazım, nasıl altyapıdan sporcu üretmemiz lazım, daha fazla yatırım yapmamız lazımsa spor medyasının da Türk futboluna, Türk sporuna katkı sağlayacak noktaya gelebilmesi için çabalamamız lazım. Fenerbahçe Spor Kulübü’nün iletişimi olarak zaman zaman eksiklerimiz var. Fenerbahçe Spor Kulübü muhabirlerini yeterince bilgilendiremiyoruz veya işlerini yapmasına hizmet edemiyor olabiliriz, bu bizim eksikliğimiz. İlgili arkadaşlarla konuşuyoruz. Kendimizi düzeltmek için daha fazla çabalamamız, uğraşmamız lazım. Bu insanlar gece gündüz Fenerbahçe’yi takip ediyorlar, deplasmanlara gidiyorlar, Fenerbahçe haberi yapmak için uğraşıyorlar. Ben onlara çok önem veriyorum. Onların da işlerini kolaylaştırmamız lazım diye düşünüyorum." diye konuştu.

MAÇ ÖZETLERİNDEKİ GÖRÜNTÜLER ÖNEMLİ
 
"Bizim bakış açımızı söyleyeyim. Futbolun paydaşları var. Bu paydaşlardan en önemlisi de yayıncı kuruluş. Bugün Bein olur, yarın başkası olur. En büyük kaynağımız da sizden gelen yatırımlar. Ödediğiniz ihale bedeli. Üzdünüz bizi. Rakamlar düştüğü için. Sonuçta sizin de kazanacağınız bir ortam olsun ki bizler de kazanabilelim. Yayıncı kuruluşunun başarılı olması her zaman Türk futboluna katkı sağlayacaktır. Yayıncı kuruluşa yüklenmek, boykota çağırmak; bindiğimiz dalı kesmek, demektir. Genel müdürünüze de ifade ettim. Fenerbahçe Spor Kulübü ile işbirliğine gelin. Beraber kampanyalar yapalım. İnovatif düşünün. Yeterince inovatif ve yaratıcı değilsiniz. Bu pastayı hep beraber büyütelim. Biz her türlü işbirliğine açığız. Yeter ki pastayı büyütecek fikirle gelin. Bu çalışma devam ediyor. Benim masama bugün yeni geldi. Programa katılacağım için inceleyemedim. Yayıncı kuruluşunun başarısı bize katkı sağlayacaktır. Bunu tartışmak bile abesle iştigal. Size her türlü desteği vermeye hazırız. Daha evvel ifade ettiğimiz gibi bu programa çıktığım için ifade etmiyorum. 4 hafta evvel bunu konuştuk. 4 haftalık süreç sonucunda fikirler bize geldi. Üstünde çalışacağız.  Siz ne kadar decoder satarsanız, geri dönüş o kadar çok olur. Bir sonraki ihalede de o kadar iştahlı olursunuz. Belki de daha yüksek bedeller verirsiniz. Sizin pastanızı büyütebilmemiz için hem Fenerbahçe özelinde, hem de tüm kulüpler ortak bir şeyler yapmamız lazım. Pastanın büyümesini engelleyen konulardan bir tanesi korsan. Benim yeni katıldığım Avrupa Kulüpler Birliği derneğinde de bu öncelikli konulardan bir tanesi. Taraftara nasıl sesleniyorsak, ‘sahte forma almayın, Fenerium ürünlerini alın, kulübünüze destek sağlayın’. Aynı şey, korsan yayın yapan yerlerde de maçları izlemeyin. Büyük resme bakıp bir adım geri attığınız zaman siz ne kadar korsan yayın yapan yerlere müşteri olursanız, aslında büyük resimde kulübünüz o kadar kaybediyor demektir. Bu sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın, uluslararası futbolun da sorunu. Nasıl taraftarlarımız sahte forma konusunda yardım ediyorsa, bu konuda Türk futboluna yardım edin sadece Fenerbahçe’ye değil. Belki biz yarın sizinle bir kampanya yapacağız. Ne kadar Fenerbahçe decoderi satarsanız biz o kadar pay alacağız. Belki bana gelen fikirlerden bir tanesi bu olacak. Siz deceoderlerin hangi takım . Fenerbahçe özelinde Kulüpler birliği olarak sizlere destek olmalıyız. Size büyük sorumluluk düşüyor. Türk futbolundaki en büyük engellerden biri taraf tutmak, adil olmamak. Adil rekabet ortamı sağlanmasında sizlere çok büyük iş düşüyor. Biz Fenerbahçe Spor Kulübü olarak size pek çok kez kızdık. Nerede kızdık? 3-4 dakikalık özet görüntülerin hazırlanmasında. Troller kullanıp, sosyal medyada üzerinize gelmiyoruz. Medeni insanlar gibi derdimizi anlatmaya çalışıyoruz. Türk futbolunda adalet sağlanacaksa, 3-4 dakikalık görüntülerde de en doğru görüntüleri göstererek, geçen sene deplasmanda Galatasaray ile derbi maçımız vardı.  O maçta iki pozisyon oldu. Galatasaray’ın tacı bize verildi. Taç sonrası gol attık. Haftalarca o konuşuldu. Aynı maçta biz kornerden gol yedik. Korner değildi, sizde programda gündeme getirmiştiniz. Top auta çıkmıştı. Ama onu göstermediniz. Galatasaray Başakşehir maçında çok çirkin olaylar yaşandı. Sanki olaylar hiç yaşanmamış gibi sizin kanallarınızda yansıtılmadı. Polis kameralarında gündeme geldi. Size futbolda adaletin sağlanması için rekabet ortamın daha iyi olması için birlik beraberlik için çok büyük sorumluluklar düşüyor. Aynı gemideyiz. 3 sene içinde de sizin yaptığınız bu büyük yatırımların en iyi şekilde geri dönüşlerini alın ki, bir sonraki ihalede iştahlı olabilmeniz için hepimize sorumluluklar düşüyor.
 
Bizim çok büyük sorunlarımız var. Ortak da çıkarlarımız var. Sorunları gidermek, pastayı büyütmek adına bu ligi daha cazip kılmak adına, marka değerini büyütmek, tribünleri doldurmak adına ortak çalışmak zorundayız. Sahada kor kor mücadele etmek zorundayız. Saha dışında da paydaşız. Birlikte iş yapma kültürünü geliştirmek zorundayız. Bunu geliştirdiğimiz takdirde Türk futboluna büyük hizmetlerimiz olur. Türk futbolundan çok taraftara, çocuklara gençlere, her şeyden önce ülkemize olan sorumluluğumuz . Dolayısıyla bu ortamı yaratmak zorundayız. Bu ancak samimi ilişkilerle gerçekleşebilir. Avrupa Kulüpler Birliği’nde görüyorum, adamlar inanılmaz işlere imza atıyorlar. Saha dışında gelecekle ilgili neler neler konuşuyorlar. Paradigmaları değişecek. Devrim niteliğinde yenilikler konuşuluyor. Biz de bu konuma gelmeliyiz. Tribünlere oynarsak, sosyal medyaya ayak uydurmaya çalışırsak, bu ortamı sağlayamayız. Biz bu felsefe ve önceliklerle geldik. Anadolu’da çok güzel karşılanıyoruz. Rakip taraflardan tepki görmüyoruz. Trabzon’da dahil. Sokakta yürüdük, fotoğraf çektirdik. Sahada kaybettik ama full kadro maça gittik ve çok iyi ağırlandık. Galatasaray dışındaki kulüplerle ilişkimiz çok çok iyi. Daha da iyi olmalı. Galatasaray özelinde ne yazık ki benim arzu ettiğim seviyede değil. Ezeli rakip ebedi dost. Dost kavramı, 3 Temmuz’dan sonra darbe yedi. Öncesinde de gerginlikler vardı ama 3 Temmuz sonrası büyük darbe yedi. Ben bir nebze, en azından bardağı yarı dolu görmek için hala da yarı dolu görüyorum. Yaklaşımımım hala devam etmekte. Bizler hele Türkiye’nin iki büyük kulübünün toplumu germemesi ve ayrıştırmaması lazım. Daha da önemlisi bu iki kulübün masa etrafında oturabilmesi lazım. Geçen seneden bu yana bazı şeyler yaşandı. Ne 6 senelik yöneticilik dönemimde ne de başkan olduğumdan beri hiçbir kulübe saygısızlık etmedim. Saygı da küsür etmedim. Neyi söylediğime bakılmalı. Hep sistemsel konuştum. Niye aldı demiyorum niye verildi diyorum. Bu gerginlikten fayda sağlayan gruplar ne yazı ki ilişkilerin arzu ettiğimiz seviyeye gelmesine imkan sağlamıyor. Fesih mi edilmiş. Ben burada Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı olarak bulunuyorum. Fenerbahçe’yi Galatasaray’ın catering firması ile ilişkisi uzaktan yakından ilgilendirmez. Biz de hizmet alıyoruz. Sözleşmenin detaylarını bilemiyorum. İlgilendiğim iş değil. Avrupa ile her anlamda ara açıldı. Bundan sonra direkt Şampiyonlar Ligi’ne katılamayacağız. 5-11 arasında Rusya, Hollanda, Portekiz Ukrayna var. Rusya ekonomik açıdan bizi geçti. Portekiz, Hollanda ve Belçika da müthiş gençler keşfediyorlar. Evet, paraları yok ama sahada rekabet edebilecek gençleri buluyorlar. Akademilerine yatırım yapıyorlar. Buradan çıkardıkları oyuncuları sahada gösterdikleri performanslarla satıyorlar. Benfica’yı konuştuk. João Félix’i 120 Milyon Euro’ya sattılar. Ben, Mayıs ayında Benfica’yı ziyerete gittiğim zaman Başkan, ‘120’ye mi satayım? Yoksa bir sene daha oynatıp daha iyiye mi satayım?’ diyordu. Bu çocuğu 15 yaşındayken Porto’nun altyapısından aldılar. Bize karşı oynadığında yıllık 90 bin Euro kazanıyordu. Aylık ya da haftalık değil; yıllık kazanıyordu. Ayıp olmasın diye 500 bine çıktı maaşı. Bu sistemi benimsememiz lazım. Tekerleği yeniden icat etmemize gerek yok. Türk futbolu baştan aşağı yenden dizayn edilmeli. Biz olalım ya da olmayalım. Buraya bir devlet dizaynı da gerekli. Biz, büyük bir devlet, güçlü bir devlet olacaksak sportif anlamda da güçlü bir devlet olmalıyız. Sportif anlamda en önemli alan da futbol. Bunu yapacak yeteneklerimiz, gençlerimiz de var. Son iki maçta milli takım kadrosunun 13 oyuncusu yurt dışında iyi kulüplerde oynuyorlar. Onlar gelip bu oyuncuları keşfediyorlar. Bizim kendimizi silkeleyip baştan aşağı her şeyi değiştirmemiz lazım. Bu ancak hep beraber olur. Türk futbolunun geleceği için hangisi daha iyi bir model bilmiyorum. Mütemadiyen değiştirmişiz. Bir öyle bir böyle yapmışız. Bir senede iki kere değiştirmişiz. Yabancı kuralı arttırmışız, eksiltmişiz. Neden yapmışız? Çok kısa süre içerisinde 10 defa mı ne değiştirmişiz. Dönüp bakmak lazım. Hangisi katkı sağladı, hangisi sağlamadı? Bir grup ‘yabancı sınırlaması yok, bir sürü oyuncu yurt dışına ihraç ettik. Anadolu’daki kulüpler daha fazla mücadele edebiliyorlar. Artık şampiyonluk 80 puanla değil; 70 puanla çıkıyor. Türk topçuları gereğinden fazla bonservis rakamları, maaşları ödenmiyor.’ diye savunabilir. Bir taraftan ‘Türk futbolu yabancılarla nasıl kalkınacak? Türk sporcular oynayacak süre bulamıyor.’ diyebilirler. Bir sürü artısı eksisi var. Fenerbahçe Spor Kulübü olarak Türk futbolcuların daha fazla olmasını prensip olarak benimsedik. İleriye dönük bunun eksiltileceğini düşünerek de ona göre adımlarımızı attık, planlarımızı yaptık. Ama Türkiye için ne iyi olacaksa ki Nihat Özdemir de kulüplerle görüşeceğini söyledi, sağlıklı bir geçiş dönemi yapılmalı. Sayı kadar daha da önemlisi var. O da yabancı futbolcuların kalitesi. Burası artık son durak olmamalı. 200-300 bin euroya oynayan bir futbolcu, buraya 1 Milyona; 800 bine oynayan oyuncu buraya 2-3 Milyona oynamamalı. Bizim bir oyuncumuz vardı, devam etmek istedik. 3.5 küsür milyon Euro alıyordu. 2 dedik, hadi şampiyon olduğunda 500 daha ama kabul etmedi ve devam edemedik. Başka bir kulübe 700 bine gitti, Avrupa’ya. Bu işin niteliği de çok önemli. Belki de bir profil belirlememiz lazım. En iyi oyuncular bize gelemeyecek, İngiltere gibi kriterler değil ama başka kriterler olmalı. Belki belli bir yaşın üstünde ya da belli bir maaşın üstünde gelmeyecek. En iyi modelin ne olduğunu hep beraber oturup belirlememiz lazım. Bunun için bile masaya oturmalıyız. Bir taraftan o kulübün başkanı tarafından bilmem ne lokantasının sahibi diye- ki değilim kızıp kişiselleştirip ticari bir anlaşmayla gündeme getiriliyorsunuz. Hâlbuki ben oturup konuşacağımız çok şey olduğunu söylüyorum. O yüzden Fenerbahçe Spor Kulübü olarak hepimizin karar verdiği, mantıklı bulduğumuz şeyi hep beraber destekleriz. Buna mukabil biz zaten bu yönde de adımlarımızı attık."
 
VAR sistemi konusundaki soru üzerine Başkanımız Ali Koç, şöyle konuştu: “VAR sisteminin sonuna kadar destekçisiyim. Teknolojiden bahsediyoruz. Futbolu daha güzelleştiren, daha adil olmasını sağlayan bir teknoloji. Ama teknolojiyi insan kullanıyor. Ne kadar iyi kullanırsa o kadar fayda sağlar. Olmazsa olmaz. Alıştık, alışmaya devam ediyoruz. Sistemin tam oturduğunu söyleyemem. Bu sene özelinde, ilk 4 hafta çok gidiliyordu ama son 4 hafta çok gidilmiyor. Bu da mantıksız. Başakşehir-Beşiktaş maçının 45.dakikasındaki o olayda VAR’a gidilmemesi, VAR varken anlaşılır gibi değil. Kendi maçlarımızdan da örnekler verebilirim. Dolayısıyla VAR kullanılmalı, doğru kullanılmalı. Teknolojiyi insan kullanıyor. O insanların da hakemlerimizin de adil ortamı sağlamaları için çok daha iyi niyetli olamaları lazım. MHK’nın ne dediğini bilemiyorum ama gidilmesi gerekiyor. Benim hatta çok çılgın bir fikrim var. Bugün teniste, voleybolda, basketbolda var. Belki de IFAB bunu getirecektir. Getirmemiş, neden yok? Her takımın her devrede ikişer hakkı olmalı. Gidilmemişse VAR’a gidilmesini isteme hakkı olmalı. Voleybolda her set hakkınızın olduğu gibi futbolda da olmalı. Bazı pozisyonlar var ki anlaşılır gibi değil. Bu hak olduğu zaman VAR’ın başındaki hakemler de iki kere düşünür ve daha doğru kullanılır diye tahmin ediyorum. Yanılıyor da olabilirim ama VAR her hâlükârda kalmalı ve oturturulmalıdır.”
 
MHK BAŞKANI ÇOK BÜYÜK BİR HATA YAPTI
 
TFF konusunda da konuşan Başkanımız, “Federasyonumuz çok yeni. Daha yarım sezonu bile doldurmadı. Bugünkü Türkiye Futbol Federasyonu’nun başarılı olmasını çok istiyor ve önemsiyorum. Çünkü artık son duraktayız. Ne yazık ki bugüne kadar federasyonlarımız bugüne kadar futbola yapması gereken katma değeri sağlayamadılar. Kötü yönetildi. Liyakat bazlı yönetimler kurulmadı. Eyyamcılık yapıldı. Binalar, harcamalar, onlar bunlar konuşuldu. Hâlbuki altyapı, finansal sıkıntılar, akademiye yatırımlar gibi konulara daha çok eğilmesi gerekiyordu. Dolayısıyla bugünkü TFF’nin çok daha başarılı olması gerektiğine inanıyorum. Fenerbahçe Spor Kulübü olarak, adil rekabet ortamından bahsettiğimiz için alışagelmişin dışında bir kişiyi dahi ne TFF Yönetim Kurulu’na önerdik ne de herhangi bir kurula önerdik. ‘Önerseniz ne olur? Zaten alınmazdı’ diyebilirsiniz ama önermedik. Lobi de yapmadık. Çünkü bu felsefeye karşıyız. TFF, üç o takımın üç bu takımın üç şu takımın temsilcilerinden oluşmamalı. TFF, liyakat bazlı, futbolun değişik kademelerine hizmet edecek, marka yönetimi, iletişim, altyapı, finans, pazarla gibi o kalifiyede insanlardan oluşmalı. Büyük kulüplerin temsilcilerinin olup da küçük kulüplerin temsilcilerinin olmaması bana saçma geliyor. Ne yazık ki hala devam ediyor. TFF’de görev yapan kişiler formalarını çıkartamıyorlar. Mensubu olduğu, tuttuğu takımların haklarını korumayı ana işlerinin üzerinde görüyorlar. Bu böyle olduğu müddetçe olmaz. Futbolumuz kesinlikle kalkınmaz. Hem Nihat Bey hem de ekibinin çok başarılı olmasını diliyorum. Çünkü son duraktayız. Onların performansını ölçmek çok büyük haksızlık olur. Nasıl bir buçuk seneden bizim performansımızı tam olarak ölçemezseniz onların da 4-5 aylık performansını ölçmeniz mümkün değildir. Zaman zaman sıkıntılarımız, eleştirilerimiz oluyor. Kendilerine açık açık ifade ediyoruz. Sevgide saygıda kusur etmiyoruz. Ama gidip haber çıkarmak, troll kullanmak gibi işlerde biz yokuz. Hiçbir zaman yokuz. Sadece bu konuyla ilgili değil. Tenkit ettiğim konulardan bir tanesi de Alanyaspor maçı. Karara değil; karara katılmıyorum ama saygı duymaktan başka yapacağım bir şeyim yok. Fakat kabul edemediğim kısım, süreç yönetimi, bu kararın nasıl alındığı. Yönetim Kurulu’nda ne kadar tartışıldığı, kimin ne raporu okuyup okumadığı. Bizim inancımız ve düşüncemiz ki bunda da yanıldığımızı hiç sanmıyorum ama bu iş oldu bittiye geldi. MHK Başkanımız Sayın Zekeriya Alp çok büyük bir hata yaptı. Görüş belirtmemeliydi. Belki bir görüşü vardı ama siz burada TFF Yönetim Kurulu’nun vereceği kararı girdi olacak raporu hazırlayan kurumun başındasınız. Bismillah demeden, ortada fol yok yumurta yokken, başvuru yapılamamışken, IFAB raporu gelmemişken görüş belirtmek bence hataydı. Ama tekrar söylüyorum ki kendisine çok önem veriyorum. Başarılı olmasını istiyorum. Hakem camiasının dışından MHK Başkanı olmasını da önemsiyorum. Tutar ya da tutmaz, bilmiyorum. Çünkü bir kişilik bir durum değil, kadrosu da var. Hakem sıkıntısının çözülmesinde büyük sorumluluklar düşüyor. Birincisi, MHK Başkanı’nın bu açıklamayı yapmaması gerekirdi. İkincisi, yapacaksa da nihai raporun hazırlanmasına müdahil olmaması gerekirdi. Oldu mu olmadı mı bilmiyorum ama olduğunu tahmin ediyorum. Yönetimde daha konuşulmadan belli bir gazetede bunun reddedileceği yansıtıldı. Bana göre bu karar içeriden sızdırıldı. Konuşulurken de karar daha verilmeden sızdı. Bazı federasyon üyelerine soruyorum, ‘IFAB raporu’ diyorum. ‘Ne IFAB raporu’ diyorlar. Haberleri bile yok. Biz, savunmamızda bu raporu istedik ama öyle bir raporun olmadığını söylediler. Öyle bir rapor var. Kesin var. Hem de iki pozisyon için de var. Zaten rapor lehte olsaydı onu kesin söylerlerdi. Biz istedik ama yok dediler. Yönetim Kurulu kararını istedik ama elden gezdirileceğini, daha hazır olmadığını söylediler. Savunmamıza koyamadık. Yönetim Kurulu Üyeleri sanki bir formalite gibi toplandı, zaten karar verildi. Ayıp olmasa Whatsapp üzerinden karar alacaklar. ‘Okudunuz mu raporu?’ diyorum, ‘hayır’ diyorlar. ‘Rapor var mı yok mu?’ diyorum, ‘bilmiyorum’ diyorlar. Rapor yok deniyor ama var. Bize göre raporun bir tanesinde de kural hatası olduğu söyleniyor. IFAB raporuna uymak zorunda da değiller ama üzüldüğüm nokta, sürecin yönetiliş şekli. Karara saygı duymaktan başka çaremiz yok ama katılmıyoruz.” dedi.
 
FUTBOL TAKIMIMIZ SON 7 SEZONUN EN GENCİ
 
Futbol takımımızın durumuyla ilgili görüşü sorulan Başkanımız, “Memnunuz tabii ki ama daha gidecek çok yolumuz var. 100 metre koşmuyoruz, maraton bu. Geçen sene sezon sonu 6. Bitirdik, en kötü sıralama değil ama yaşadıklarımız ve hayal kırıklıkları çok üzücüydü. Bu sene biraz rakamlarla konuşalım. Biz mütevazi bir kulübüz, mütevazi bir takımız. Mütevazi derken kalite anlamında söylemiyorum. Yapı, kişiler, karakterler, yönetimin yaklaşımı. Dikkat ettiyseniz biz çok fazla konuşmuyoruz. Mecbur olmadıkça hiç konuşmuyoruz. Futbolcularımız kibirli değiller, ayakları yere basıyor. Transfer yaparken bas bas bağırmıyoruz. Bugün Luiz Gustavo kalitesinde bir oyuncu o pozisyon için Türkiye’ye ya gelmemişti, ya az gelmişti. Sessiz sakin getirdik, imzalattık. Bizim bir duruşumuz var. Dolayısıyla o mütevazilik bize çok şey katıyor. Bu kulüpte başkan başkanlık yapıyor, yöneticiler yöneticilik yapıyor, hoca hocalık yapıyor, sportif direktör işini yapıyor, teknik kadro işini yapıyor. Bir uyum içinde çalışıyoruz. En memnun olduğum konulardan bir tanesi Ersun hocamla Damien’in beraber geliştirdiği sinerji. Taraftarımızla müthiş bir birliktelik yakaladık. Geçen sezon da yakalamıştık kötü gitmemize rağmen ama bu sezon farklı. İnanıyoruz. İnançlıyız, umutluyuz. Hiçbir zaman da büyük konuşmayız. İnşallah şampiyon olacağız ama büyük konuşmayız.

Biz kulübümüzü devraldığımızda oyuncuların, teknik ekibin, idari kadronun –A.Ş.’de çalışanların- toplam maliyeti 94 milyon Euro’ydu. Ama A.Ş. ile ilgili kulüpte çalışan personel de dahil. Bizim senemizde bu rakamı 81’e indirdik. Bu sene 71’e indirdik. Yani 2 senede 94’ten 71’e indirdik. Bu ekonomiyle ayakta kalabilmemiz için bu rakamın 50’lere gelmesi lazım. Bankalara da bunu anlatmaya çalışıyoruz. Fenerbahçe’nin parası yok, çok transfer yapıyor falan diyorlar. Futbolun dışında olanları belki etkileyebiliyorlar ama bizim 12 tane oyuncumuzu kontratı bitti, bunun yerine insanlar almamız lazım. Bu tabloya baktığınız zaman 94’ten 71’e gelmişiz. Bu çok olumlu bir tablo. Biz 9 hafta itibarıyla yani oynanan 810 dakika ilk 11’de oynayan ve sonradan oyuna giren oyuncuların yaş ortalamasına baktığınız zaman dördüncüyüz. Biz geldiğimizde Avrupa’nın üçüncü, dördüncü en yaşlı kulübüydük. Bu da baktığınız zaman bence önemli bir şey. Ersun hocam bana bir tablo yolladı, bunu bilmiyordum, son 7 sezonun en genç takımıyla oynuyormuşuz. Bu da bizim başarmak istediğimiz konulardan bir tanesiydi. Yerli oyuncu. 9 hafta itibarıyla bizde toplam 14 oyuncu süre almış. En çok Türk oynatan takım Fenerbahçe; 8 oyuncumuz yerli. Dolayısıyla bu da bizim için önemli. Aidiyet duygusu, sahiplenme, taraftarı anlama, o ruhu yabancılara aşılama konusunda Türk oyuncuların önemli olduğunu geçen sene tespit etmiştik. Emre’yi getirmemizin sebeplerinden bir tanesi buydu. ‘Aferin sana Emre’ diyorum. Fedakarlık yapıyor, kaburgalarına rağmen oynuyor. Saha dışında da müthiş bir takım ruhu, takımdaşlık, kenetlenme bu sene Fenerbahçe’de var. Geçen sene en çok bunu arıyorduk. Beğenmediğimiz Slimani Monaco’da harikalar yaratıyor. Olmadı, geçen sene helvayı yapamadı. Bu sene helvayı yapabildiğimizi düşünüyorum. İstatistiklere bakalım. En yüksek topa sahip olma oranı ki ben onu çok önemsemiyorum, önemli olan 3 puanı almak ama hocamızın oyun felsefesi açısından önemli. En az sayıda kalesinde şut gören takımız; 65 şut. Kaleye en fazla şut çeken takımız. En çok net gol pozisyonuna giren takımız. Gol beklentisi en yüksek takımız. Topu geri kazanmada 9.2 ile en çabuk kazananlardan takımlardan biriyiz. İstatistiklerde çok doğru yoldayız. İyi futbol oynuyoruz. Taraftarlarımızın beklentisi yönünde oynuyoruz. Oyuncularımız daha genç ve fit. Daha yetenekli ve daha ucuzlar. Transfer politikamız çok daha iyi. Hocamız çok yönlü oyuncu istedi. İyi ki öyle olmuş. Gustavo gibi bir lideri kattı. Rodrigues gibi ligi bilen bir oyuncuyu çok uygun maliyetlere aldık. 9 milyon euroya satılmıştı. Muriç çok büyük yatırım. Gustavo tatile değil, kazanmaya geldim dedi. Ben ona sormadan bana şampiyon olacak takıma gitmek istediğini söyledi. Vedat, başka takıma gitse yazık, küçüklüğünden itibaren Fenerbahçe. Çok daha iyi yerlere gelecek. Altay’ı her hatasından sonra arıyorum. Geleceğin kalecisi. Harun enfeskiyon kaptı, geçmiş olsun diyorum. Tolga’ya inandık, nasıl mücadele ediyor. Sağlık ekibi mucizeler yarattı. Mükemmel bir sağlık ekibimiz var. Ozan’ı kaybettik diye düşünürken, Sergen hocaya teşekkür ediyorum, diriltti onu. Hep aradık Ozan’ı. En büyük transferlerimizden. Allah korusun büyük sakatlıklar olmadığı sürece bu futbolun üzerine koyacağız. En çok hata yapan takımız. Hem Avrupa’da hem Türkiye’de. Fenerbahçe çok daha iyi olacak. Arzu ettiğimiz şampiyonluğa ulaşacağız, inşallah diyorum. Halen 2-3 takviye daha gerekecektir devre arasında. Finansal imkan olur mu bilmiyorum. Hocamız ile istişare ediyoruz, güzel bir ekip oldu. Herkes sınırlarını biliyor. Emre de başkomutan olarak müthiş. Emre’nin Fenerbahçeliliğini kimse tartışamaz. Doğru yoldayız. İnanıyoruz ve dua ediyoruz. Taraftar inanmış vaziyette. İnşallah şampiyon oluruz. Trabzonspor’a bravo demeliyiz. Hem genç hem de ekonomik açıdan düşük maliyetli kadro kurdu. Oyuncuların kalitesi açısından söylemiyorum. Alanya iyi oynuyor. Anadolu takımlarından deplasmanda puan almak güçleşiyor.

Rakipler hakkında yorum yapmam doğru olmaz. Haddim de değil. Daha sezonun 4’te biri oynanmış Büyük takımları yerden yere vurmak bilhassa medyada. İki maçta göklere çıkartıyoruz, iki maçta yerden yere vuruyoruz. Köprünün altından çok sular akacak. Bence bu iki takım (Galatasaray ve Beşiktaş) şampiyonluğu sonuna kadar kovalayacak takımlardan olacaktır. Puanlar çok yakın. İki maçta her şey değişebilir. Dolayısıyla çok çabuk yerden yere vururken, çok çabuk göklere çıkartıyoruz. Daha köprünün altından çok su akar.” ifadelerine değindi.
 
Sezon başı futbolu bırakarak teknik ekibimize katılan Volkan Demirel ile ilgili bir soru üzerine ise Başkanımız, “Volkan Demirel, Fenerbahçe’nin çok önemli bir değeridir. Fenerbahçe’ye yıllarca hizmet etmiştir. Bu kadar uzun süre tuttuğun takımda forma giymek de her futbolcuya nasip olmaz. İyi günleri de kötü günleri de olmuştur. O, Fenerbahçe’nin büyük bir değeridir. Verdiğimiz karar kolay değildi ama kulübümüz için de hayırlı olmuştur. Yeni görevini benimsemiştir. Ben Volkan’dan uzun yıllar boyunca Fenerbahçe’ye çok büyük katkılar vermesini bekliyorum. Kendi kariyer gelişimi için de her türlü desteği de hem kulüp olarak hem de şahsım adına vermeye hazırız, veriyoruz, vereceğiz.” dedi.
 
Başkanımız, efsanelerimizden Alex de Souza hakkında ise “Alex ile son dönemde çok görüştük. Alex’in Fenerbahçe’nin bir yerinde, yörüngesinde değil; içinde olması gerekiyor. Alex ile görüştük. Brezilya’da bizi temsil mi eder, elçi olarak mı olur, futbolcu bulmamıza yardım mı eder bilmiyorum. İki sene sonra teknik direktör oluyor. Çok zeki biri. İnanıyorum ki teknik direktörlüğü de çok iyi olacak. İleride Fenerbahçe Teknik Direktörü mü olur, Sportif Direktörü mü olur bilemiyorum. Ama Alex Fenerbahçe’nin dünyasında olacaktır. Alex, çok kişi için çok şey ifade etmektedir. Benim hayalim hem Alex’e hem de Volkan’a çok yakışır bir jübile yapmaktır. Onun da eksileri, yanlışları oldu ama net olarak baktığınızda artıları o kadar fazla ki tartışılmaz bile. Emre, çok akıllı. Sadece sahada değil; saha dışında da kendini geliştiriyor. Lisandan olsun, spor yönetimi olsun pek çok konuda kendini geliştiriyor. İleride Fenerbahçe’ye Sportif Direktör olmaya çok müsait bir profil. Ne yapmak istediğini biliyor. Kendini nerelerde geliştirmesi gerektiğini biliyor. Emre bu sene çok daha sakin, çok daha örnek bir futbolcu. Bu oyuncular bizler için çok önemli. Sadece bu isimler de değil; Fenerbahçe’ye hizmet etmiş pek çok oyuncu var. Fenerbahçe’nin dışarıda elçileri olmalılar. Anelka’sı, Roberto Carlos’u, Appiah’sı, Hooijdonk’u… Temsil açısından, scouting açısından bir sürü konuda yardımcı olabilirler. Çok fazla ilerleyemediğim reformlardan bir tanesi de budur. Buna vakit ayıramadık. Bazı oyunculardan ‘Bir daha bu kulübün kapısından geçeceğimi düşünmüyordum. Bırakın başkanlık ofisinde oturmayı’ diyenler oldu. Bunlardan yararlanmamız lazım.." şeklinde konuştu.
 
Scouting sistemi konusunda Başkanımızın açıklamaları şöyle oldu: “Benfica’nın 5 scoutı vardı ve 9’a çıkartacaklardı. Televizyonlarda ifade edildiği gibi onlarca, yüzlerce gibi bir durum söz konusu değil. Scouting doğru yapıldığı zaman en doğru yatırım. Bir A Takım bir de altyapılar için scouting var. Biz, bu sistemi kurduk. İşletiyoruz. Üç tane İstanbul’da, bir İzmir’de, bir Manisa’da ve futbol okullarındakiler derken 6 tane scoutımız var. 2019 sezonunda canlı izlenen lig ve maç sayısı 172. Bu maçlar, 180 farklı kulüp ve 27 milli takım tarafından izlendi. 504 adet oyuncu raporlandı. U20 Dünya Kupası 18 maç, U21 Toulon turnuvasında maçlar. 2019-20 sezonunda şu ana dek 64 maç izlendi. 80 tanesi kulüp, 20 milli takım maçı takip edildi. 136 oyuncu raporlandı. Mesai harcıyoruz ama tohumları ekiyoruz. Meyve vermesi biraz uzun sürecek. Baktığımız zaman milli takıma da oyuncular vermeye başladık. Vedat’ın transferinde olduğu gibi takasta oyuncu kullandık. Bu sporcuların her birisinin maçlarına Onur Başar gibi isimler gidiyor. Bire bir takip ediyorlar. Özel hayatlarına bakıyorlar, bir ihtiyaçları var mı ilgileniyorlar. Hepsi A Takıma da dönmeyecek ama bu oyuncular Fenerbahçe’nin değerleridir. Belki başka takıma gidecekler, belki gittikleri yerde performansları artacak ve bize gelecekler, satacağız. Hayal ettiğimiz modeli kurguladık, işletmeye başladık ama daha dördüncü, beşinci viteste değiliz. Bu da zaman alacak.”

“Merih Demiral’ı ‘neden kaçırdık’ dedim. Merih Demiral’ı niye kaçırdığımızı da inceledik. İki sene evvel şampiyon olan U21 takımının kadrosundaydı. O kadroda çok önemli olan 4-5 oyuncu var. Sorduğumuz zaman, o zamanki altyapı antrenörü A Takıma yolladıklarını ama beğenmediklerini söyledi. A Takıma sorduğumuz zaman bu oyunculardan bir şey olmayacağını o yüzden almadıklarını söylüyor. Doğrusu nedir bilmiyorum ama burada sıkıntılı bir şey var. Bu kadar tesadüf olamaz. Elimizdeki oyuncuları kaçırdık. Belki biz de tespit edemezdik. Sonradan söylemek kolay ama Merih Demiral net olarak bunlardan bir tanesiydi. Bu beş oyuncudan bir Yasir Subaşı vardı, onu da Kayseri’ye verdik. Ona geri satın alma koymuştuk Onu da Damien yakalamış, diğerleri gitmiş. Yasir’i aldık, Kayseri’ye verdik. Onu da geri alma opsiyonumuz var. İnşallah orada başarılı olur da kulübümüze hizmet eder. Biz burada sattığımız her genç oyuncuyu geri alma maddesiyle veriyoruz. Kiraladığımız her oyuncuyu, şu kadar maç oynayacak, şu kadar süre alacak gibi kontratına şartlar koyuyoruz. Bazılarında cezai maddeler var. Bu gençlere bakış açımız farklı. Bizim arzu ettiğimiz, meyve verecek seviyeye gelmek zaman alacak. Ama ülkemizde sabır yok.
 
 

3 TEMMUZ KUMPASINDAN ÖNCE RAKİPLERİMİZDEN FERSAH FERSAH ÖNDEYDİK
 
3 Temmuz kumpası konusunda da konuşan Başkanımız şu ifadeleri kullandı: “Manevi kayıplarımızı hiçbir zaman tazmin edemeyeceğiz. 3 Temmuz’a dönersek o gün yaşadıklarımızı bir biz biliriz bir Allah bilir. Yapayalnızdık. Bu alçak örgüt devletin bütün imkanlarını arkasına almış bize saldırdı, biz boyun eğmedik. Başkanımızın liderliğinde dimdik durdu. Yönetim de dimdik ayakta durdu. Biz de çok baskı altındaydık; seçime gidin, değiştirin vs. Taraftar herkesten dik durdu. Bir başımıza boyun eğmedik ve bence devleti devirmeyi ve Başbakanı, Cumhurbaşkanını hedef alan ülkemizdeki bu örgüte karşı ilk direnişi Fenerbahçe başlatmıştır ve dimdik ayakta durmuştur. Ancak çok büyük zararlarımız oldu maddi manevi ve halen de devam etmektedir. Manevi olanı zaten tazmin edemezsiniz. Fenerbahçe bu saldırı olduğunda 5’te 5 yapmıştı. Hem sportif anlamda hem de mali açıdan rakiplerinin fersah fersah önündeydi ve belimizi kırdı. 2012’deki finansal durumumuz bütün bunlara rağmen kötü değildi, bundan sonra yaptığımız yanlış yönetimsel hatalar oldu ama özellikle bu konuda –belki bu konu olmasa o hataları yapmayacaktık- çok büyük zararlar gördük. Sonra ne oldu? Zaman ilerledi, Fenerbahçe’nin haklılığı ortaya çıktı. Fenerbahçe’ye ‘Helal olsun’ diyenler oldu. Objektif bakan ve vicdanlı olan hiçbir kimse Fenerbahçe’nin hakkı yenmedi diyemez. Fakat acılı günlerdi. Yapayalnızdık. Bundan faydalananlar oldu. Fenerbahçe’yi sevmeyenler, Fenerbahçe düşmanları, medya da bundan faydalandı. Bugün bu örgüte karşı tam ters konuşanlar o gün öve öve bitiremiyorlardı; örgütü değil de bize bu yapılanları. Keyif alıyorlardı. Bazılarına televizyonda bakıyorum sanki onlar başkalarıymış gibi. Keyif alanlar aramızda. Bayraktarlığını yapanlar demeyelim ama keyif alanlar hala aramızda."
 
3 Temmuz kumpasıyla ilgili beklenen Yargıtay kararı için de Başkanımız, “Yargıtay kararı bekleniyor. Biz Fenerbahçe Spor Kulübü olarak hukukun ve adaletin üstünlüğüne her zaman inandık. Bize bütün yaşatılanlara, maruz bırakıldığımız muameleye rağmen. Bugün de halen yargıya inanıyoruz, hukuka, adalete güveniyoruz ve er ya da geç hakkımız bize teslim edilecek. Hukukçu arkadaşlarım yakinen takip ediyorlar. Kumpas Davası’nda sanıkların ifadeleri alındı. Alınmayan 3 sanık var, onlar zaten firari. Şimdi bizler, yani bu konudan zarar görenler konuşacak. Ben de Fenerbahçe Spor Kulübü’nü temsilen ocak ayındaki davada konuşmayı düşünüyorum. Davalar hızlandırıldı. Er ya da geç zaten vicdanen kabul edilen haklılığımızın hukuken de bize teslime dileceğine inanıyoruz. Ondan sonra siz tazminat deyin, ben helalleşme diyeyim. Bunun arkasında kim var? Devlet var, TFF var. UEFA zaten sistemi öyle bir kurguladı ki o gün, hiçbir şekilde UEFA’ya gidemiyorsunuz. Bir helalleşme gerekecek. Helalleşme nasıl olur onu zaman gösterecek çünkü Fenerbahçe her zaman devletiyle bir bütün, barışık olan bir camiadır. Devlet söz konusuysa boynumuz kıldan incedir. Dolayısıyla tazminat lafını doğru bulmuyorum ama bir şekilde helalleşme olmalıdır ama manevi açıdan da hiçbir zaman yaşadıklarımız telafi edilemez." diye konuştu.
 
1959 ÖNCESİ ŞAMPİYONLUKLARLA İLGİLİ HAKKIMIZI ER YA DA GEÇ ALACAĞIZ
 
1959 öncesi Türkiye şampiyonluklarıyla ilgili de konuşan Başkanımız, “Taraftarlarımız ve bu konuyla ilgilenip Fenerbahçeli olmayanlar da lütfen Youtube hesabımıza girsinler. Orada 9 dakikalık bir video var. Orada A’dan Z’ye bütün argümanlar var. Onları burada tek tek saymamız mümkün değil. Biz şu anda bu işi kısık ateşte götürüyoruz. Argümanlarımız Cumhuriyet kurulduğundan, 1923’ten itibaren şampiyonlukların sayılması. Bunu derken de o kadar çok yurt dışı örneklerimiz var ki, şeyi geçiyorum. Lefter’in diğerlerinin isimlerini veriyoruz. Somut örnekte vakalar var. Buna karşı tez geliştiren bazı kulüplerin başkanlarının o dönemde aldıkları şampiyonluklarla ilgili yazıları var. İşin boyutunu mantıklı çerçevede incelediğiniz zaman tarafsız gözle bakan herkesin hakkımızı vereceğini düşünüyorum. O videoyu izleyin. Haklı olmak önemli değil, haklı kalmak önemli. Yeri geldiğinde gaza basacağız. Er ya da geç hakkımızı alacağız." açıklamasını yaptı.
 
Spor kulüpleriyle ilgili vergi değişikliği tasarısı hakkındaki görüşlerini paylaşan Ali Koç, “Burada 2 konu var.  Bir, 15’ten 20’ye çıkması.  Bugün %15 veriliyor, bu 20’ye çıkacak. 100 liradan hesap ederseniz, 15 iken brütten hesaplar, 17.6 maliyeti var. Kime, kulüplere. Avrupa’da da kulüpler ödüyor, vergileri. Bir futbolcu alırken adam diyor ki ‘3 milyon maaş alıyor ama kulüp verirse 6 milyondan kurtulacak kulüp.’ Bizde de böyle. Oyuncu neti konuşuyor. 100, üzerine 17.6 geliyor. 117.6’ya geliyor maliyeti.  Stopaj iadeye gelmeyelim. Yeni kanunda konuşulanda bu %20’ye çıkacak. Brütten %25 maliyeti oluyor. Üstüne bir de sporcuların beyan vermesi gerekiyor. Beyan sonrası sporcuların vergi ile beraber 41.7, yani %66.7 maliyet artıyor. Kulüpler ödediği için. Sıkıntılı bir durum. Futbolcu vermiyor, kulüpler vergiyi veriyor. 15’ten 20’ye çıkacak ise en azından bu ilerleyen sezonlarda yapılmalı ki, bundan sonraki kontratlarda olsun ki planlamalar öyle olsun. Bugün ne oluyor. %17.6 artı kulüplere ekstra maliyet bugün vaktinde ödediğiniz takdirde 7 gün içinde size iade ediliyor. Amatör branşlara harcamak üzere. Bu geçen sene geliştirildi. Cumhurbaşkanımız bunu çok sahiplendi, tekrar devletimize teşekkür ediyorum. Bu devrimsel nitelikte uygulamadı. Bilhassa bizim gibi futboldan başka sporlara faaliyet gösteren kulüpler için. Bu bizi çok rahatlatıyordu. Dolayısıyla baktığınız zaman geri veriliyordu. Bu tasarıda o geri verilmeyecek.  Ne olacak? Bir amatör branşlar sekteye uğrayacak. Mesela bizim basketbolda 30 milyon bütçemiz var. 17’i açığı var. Bu geri verilen miktarın çoğunluğunu kadın basketbol, erkek-kadın voleybol, atletizm ve diğer branşlara harcıyoruz. Bunun bize çok büyük, inanılmaz faydası var. Yeni tasarı, geçen sene geçen kanunun ruhuna birebir zıt. Dolayısıyla bunun hiç gelmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu esasında futbol dışında faaliyet gösteren kulüplere dezavantaj yaratacak. Sadece futbol oynayan kulüplere avantaj sağlayacak. Son iki ve inşallah bunda da en çok olimpiyatlara sporcu veren kulübüz. Voleybolda basketbolda dünya çapında başarılarımız var. Bütün bunlar sekteye uğrayacak. Zaten döndüremiyoruz. Finansal sıkıntımız var. Dünya’nın en büyük en başarılı spor kulübü olma vizyonunu devam ettirmek istiyoruz, ama bunların hiç geliri  yok. Bu gelirleri bir yerden bulmamız gerekiyor ama deniz bitti. Futbola zor buluyoruz. Maaşları zor ödüyoruz." dedi.
 
"YDK Toplantısı’nda Cumhurbaşkanımızla görüşeceğim için birçok kulüp başkanı beni arayıp bu konularda istirhamda bulunmamı istedi. Kulüpler Birliği olarak devletimize derdimizi anlatmamız gerekiyor. 3 büyük kulübümüz, Cumhuriyet kurulduğu zaman Ulu Önder bu kulüplere ‘sosyal sorumluluğunuz var’ demiş. Biz, bu vazifenin bilincindeyiz. Bu tesadüf değil. Bu kulüplerin birçok spor branşında faaliyet göstermesi tesadüf değil. Ciddi anlamda sekteye uğrayacak. Sadece futbola odaklanan kulüplere de avantaj sağlayacak. Size de teşekkür etmem gerekiyor. Spor kanallarınızda başka branşlara da yer veriyorsunuz. Az önce Galatasaray’ın su topu haberini yapıyordunuz. Bizim de diğer branşlardaki haberlerimizi yaptınız. Sporcularımızla röportajlar yaptınız. Öne çıkarmak lazım yoksa 80 milyon sadece futbola odaklı kalacak. Devletimizin desteğini ilgili kulüpler adına istirham ediyoruz. İnşallah bize kulak verirler.
 
Kadın voleybolda Fenerbahçe’nin başarısı Vakıfbank’ı ve Eczacıbaşı’nı buraya getirdi. Bu rekabet Türk voleybolunu ve basketbolunu yukarı çekiyor. İyi ki Obradovic var. İyi ki Bein Sports 3 var ve orada keyifle basketbol izliyoruz. Sorunu ben de merak ediyorum ama Obradovic nasıl olsa bu sorunun üstesinden gelir diye düşünüyorum. Kötü başladık. Final Four’dan sonraki dönem, Türkiye finalleri falan derken bir sıkıntımız var. Bu sene sıkıntılı başladık. Ama hocamızın da deyimiyle şampiyon olduğumuz sene dahil şu anki kadromuz hocamızın bugüne kadar görev yaptığı süre zarfındaki en iyi kadromuz. Fikstür dezavantajı da oldu. Beş maçın dört tanesini dışarıda oynadık. Ama bizim kalitemize beşte bir yakışmıyor. Bunu aşacağız. Lamı cimi yok. Şampiyon olduğumuz sene beşinciydik. EuroLeague’i beşinci bitirerek şampiyon olmuştuk. İlk iki, üçüncü takımdık bütçede. Şu an altıncıyız. Bu sene daha da zor olacak ama Obradovic gibi bir değer varken, bir dahi varken bunu çevireceğiz. O çevirene kadar da biz bütün Fenerbahçeliler takımımıza destek olacağız. Yarın başlamak üzere herkesi salona bekliyoruz. Özgüvenlerini kazanmaları açısından, hep kazanan, 10-15 sayı gerideyken bile kazanacağımıza inandığımız o ruhu bize aşılayan bu ekibe, bu hocaya yarın tam destek olmalıyız. Herkesi salona bekliyoruz.  Yarınla beraber bu kötü gidişata son verip eski günlerimize döneceğimize inanıyorum."
 
Basketbol takımımızın bütçesiyle ilgili soruya da Ali Koç, “Bütçemiz düşmedi. Ülker Grubu’ndan sonra Doğuş Grubu girdi. Onlar bir sene büyük destek oldular. Biz de bunu devam ettireceğimizi söyledik. Bütçeyi azaltmadık, hocamızın istediği her oyuncu alındı. Tüm kararları Obradovic veriyor. Transferleri o yapıyor. Futbolda daha karma yapı var. Bizim görevimiz bu imkanları sağlamak. Biraz geriden gelmemize rağmen bu imkanları sağlıyoruz. Büyük sponsorun olmaması bizi etkiliyor. Bir şekilde devam ettireceğiz. Amatörler de geliyor, vergi iadesi çok önemli. Bu konuda Efes’in durumu rahat. Firma, vergiden düşüyor. Tek sporla ilgileniyor. Bizim durumumuz biraz daha farklı. O yüzden bir desteğe ve omuza ihtiyacımız olduğu bir gerçektir.
 
Kulüpler Birliği Başkanlığı’na aday olur musunuz? sorusuna “Hayır” cevabını veren Ali Koç, “Sihirli değneğiniz olsa Türk sporunda neyi değiştirirsiniz?” şeklindeki soruya da “Bugün içinde bulunduğumuz ayrıştırıcı ortamı, nefret söylemlerinin olduğu ortamı değiştirebilmek isterdim. Daha yapıcı rekabet olan ortama gelebilmesini sağlamak isterdim. Atatürk’ün ‘Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır’ sözünden hareket ederek Türk sporunda rekabetin ülkemize spor anlamında en çok katkıyı vermesini sağlamak isterdim.” diye yanıt verdi.
 
AVRUPA’NIN SİYASİ ORTAMI SİYASİ OLMAMASI GEREKEN UEFA’NIN TAVRINI ETKİLİYOR
 
Uluslararası maçlarda asker selamı veren Türk sporculara UEFA’nın ceza verip vermeyeceği tartışmalarıyla ilgili de konuşan Başkanımız,  “Danimarka’da oldu, sanki biz Zanka’ya zorla tişört giydirdik. Sanki Kruse’ye zorla milli marş söylettik. Avrupa’nın siyasi ortamı ne yazık ki üzülerek söylüyorum, siyasi olmaması gereken UEFA’nın tavrını birebir etkiliyor. Dolayısıyla bunu tartışmalarını çok üzücü buluyorum. Bizim bir milli sorunumuzdur, milli bir duruşumuzdur. Buradan ceza alacağımızı da hiç sanmıyorum çünkü öyle bir kural yok. Başka örnekler var ceza verilmeyen. Olsa olsa kuralları değiştirirler. ‘Asker selamı yasak’ der, ondan sonra yaparsak ceza alırız. Bizim için de yeni bir kural çıkartılmış olur. Geçen gün CNN  Türk’te bir program gördüm, endişelendim, üzüldüm. Bu bizim milli davamızdır. Milli olayımızdır. Hepimizin sahiplendiği olaydır. Hentbol’da da oluyor, futbolda da oluyor, yurt dışında oynayan oyuncularımız da zaman zaman başlarına iş gelse de… Biz milliyetçi bir ülkeyiz. Biz vatanına sımsıkı sarılan bir ülkeyiz. Dolayısıyla buna ceza getirmek bana göre söz konusu değil kurallar değişmediği takdirde. Biz de iyi bir savunma yapacağız.

CNN’de izlediğim bir programda bu milli meselenin sanki futbolun iç siyasetine alet edildiği gibi bir izlenim oluştu bende. Yanlış olabilir. Servet Yardımcı Bey bağlandı. Niye bağlandığını da anlamadım. O, UEFA’da temsilci olarak lobi yapabilir. Onu ilgilendiren bir şey değil. Konuyla ilgilenmesi gereken TFF Hukuk Kurulu’dur. Kurulun başındaki kişi ve ekibidir. Orada insanların sorduğu sorular falan derken garip bir hava yakaladım. Hiç de hoşuma gitmedi. Bu kadar önemli bir unsur, yüreğimin şurasındaki bir unsur sanki futbolun iç siyasetine alet ediliyormuş gibi. Biz bu işten ceza falan almayacağız. Ceza almamız söz konusu olamaz. Çünkü örnekleri var. Kurallar değişirse o zaman ceza alırız. Ama o zamana kadar da bir mesajdır. Esas UEFA’nın siyasi olmaması gerekir. Ne yazık ki Avrupa’nın bize bakış açısı, oradaki siyasi ortam UEFA’nın tavrını belirlemektedir. Bir an evvel bu sürecin kapanması her taraf için de hayırlı olur.” dedi.
 
Babasının Beşiktaşlı olmasıyla ilgili soru üzerine Başkanımız, “Benim Beşiktaş’a karşı büyük bir sempatim vardır. Babam son derece demokrat bir insandır. Bu işe girmemi hiç istemedi. Girdikten sonra da sonuna kadar destekliyor. Beşiktaş maçları dışında arar, sorar, destekler, sevinir. Geçen sene çektiklerimize üzülmüştür. O yüzden onun desteğini hissetmek çok önemli. Yapıcı bir rekabet var aramızda.” yanıtını verdi.
 
Başkanımız, “Teşekkür ediyorum. Bize bu imkanı tanıdığınız için. Bein Sports’un daha başarılı olması için biz Fenerbahçe Spor Kulübü olarak her türlü varız. Kulüpler Birliği olarak da bu ortamı sağlamalıyız. Ama sezon sonunda lütfen bir indirim için daha gelmeyin bize. Sadece futbola değil; Türk sporuna yaptığınız her şey için, basketbola, amatör branşlara yer ayırmanız beni çok mutlu ediyor. Onun için de teşekkür ederim. Son olarak da Yaşa Fenerbahçe, canım feda sana, omuz omuza şampiyonluğa!” diyerek sözlerini tamamladı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner42

banner43