banner14

Başkanımız Ali Koç’un Yüksek Divan Kurulu Toplantısı’ndaki önemli açıklamaları

Başkanımız Ali Koç, Fenerbahçe Spor Kulübü Yüksek Divan Kurulu (YDK) Olağan Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu. Başkanımız konuşması şu şekilde:

Başkanımız Ali Koç’un Yüksek Divan Kurulu Toplantısı’ndaki önemli açıklamaları
banner50


 “Değerli Yüksek Divan Kurulu Başkanım Vefa Küçük Ve Yüksek Divan Kurulu Üyelerimiz, televizyonları başında bizleri izleyen kıymetli taraftarlarımız ve basın mensupları, toplantımıza hoş geldiniz. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Gerek Yüksek Divan Kurulu Başkanımız gerekse Genel Sekreterimiz son dönemlerde yaşadığımız acı ve hüzün dolu olaylara dikkat çektiler.
 
Önceki hafta Elazığ ve Malatya civarında meydana gelen depremde vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet; yaralılara acil şifalar ve deprem bölgesinde bulunup olumsuz etkilenen tüm yurttaşlarımıza da sabır ve kuvvet diliyorum. Zor bir mevsim, zor bir süreç. İnşallah bu sıkıntıların ilacı olacak zaman en kısa sürede geçer.
 
Fenerbahçe taraftarının depremden etkilenenlere gösterdiği dayanışma hem gözlerimizi yaşarttı hem de göğsümüzü kabarttı. O manzara karşısında Fenerbahçeliliğimizle bir kez daha gurur duyduk.
 
Şehitlerimiz var. Yeni yıla şehit haberleriyle girdik. İdlib’de şehit olan 8 askerimiz için de derin bir üzüntü içindeyiz. Kendilerine Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize de başsağlığı ve sabır diliyorum.
 
Son olarak da Van’da meydana gelen çığ felaketi var. Sayılar her geçen gün arttı. Geldiğimiz noktada 41 canımız hayatlarını kaybetti. Evet, doğa olayı ama bunlarla da bir şekilde baş edebilmek lazım. En azından hazırlıklı olmak gerekiyor. Sabiha Gökçen Havaalanı’nda yaşanan uçak kazansında 3 vatandaşımızı kaybettik. Tüm ailelere başsağlığı diliyorum. Allah’tan rahmet diliyorum. Sabır ve kuvvet diliyorum.
 
Ülke ve millet olarak tek vücut olup, üzüntüleri birlik içerisinde göğüsleyecek, yaralarımızı beraberlik içerisinde saracağız; bu zorlu günleri devletimizin gücü ve halkımızın sorumluluk bilinci ile inşallah bir an önce atlatacağımızdan kuşkumuz yok. Sadece kısa zaman içerisinde çok büyük acılar ile başladığımız 2020 yılının geri kalan bölümünde Allah bize daha fazla acılar yaşatmasın. 
 
Toplantımızın başlangıcında bizlere seslenen Yüksek Divan Kurulu Başkanımız Sayın Vefa Küçük’e, yaptığı açıklamalardan, göstermiş olduğu duyarlılık ve verdiği destek için şahsım ve Yönetim Kurulu adına teşekkür ederim.
 
Biliyorsunuz Ekim ayında gerçekleştirdiğimiz Yüksek Divan Kurulumuzda Cumhurbaşkanımızı ağırladık.  Kendisinin bu salona, camiamıza, kulübümüze yapmış olduğu teşriflerinden dolayı duyduğumuz memnuniyeti bir kez daha paylaşıyor; kendisine sizler ve tüm camiamız adına şükranlarımızı sunmak istiyorum. 
Fenerbahçeliliğini, gönül ferman dinlemiyor sözleriyle anlatan Sayın Cumhurbaşkanımızın, bu kürsüde yaptığı konuşma camiamız için çok anlamlı ve gurur vericiydi. Camiamıza yönelik ortaya koyduğu samimi ve yakın tavırlar ile gönül bağını içtenlikle ifade etmesi tüm camiamız tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.
 
Kendilerinin liderliğinde Türk sporu, tarafsız şekilde tüm kulüplerin istifade ettiği önemli adımlar atılmıştır. Kendisi spora yakındır, yakinen ilgilenmektedir ve büyük yatırımlar ile teşvikler de  bu dönemde söz konusudur.
 
Size teşekkür etmek istiyorum. Hava koşullarına rağmen buraya geldiniz. 50 yılını, 40 yılını dolduran üyelerimize nice seneler diliyorum. İnşallah bizler de bu günleri görürüz. 25 yılını dolduran ve ilk defa bu toplantıya katılan Yüksek Divan Kurulu Üyelerimize de hoş geldiniz diyorum.
 
Öncelikle sözlerime şampiyonluk yürüyüşünü büyük bir kararlılıkla sürdüren futbol takımımız ile ilgili başlamak istiyorum.
 
Takımımız; Ersun hocamızın önderliğinde; sorumluluklarının farkında; taşıdıkları formanın ağırlığının bilincinde, her maçı bir final görerek çalışmalarını var güçleriyle sürdürüyor.
 
FUTBOL TAKIMIMIZ ŞAMPİYONLUĞUN EN BÜYÜK ADAYIDIR
 
Şu an itibariyle özellikle son haftalardaki oyunumuzla taraflı tarafsız herkesin gözünde ligin en iyi futbolunu oynayan, en iyi istatistiklere sahip ve şampiyonluğun en büyük adayı olan ekip konumundayız.
 
Özellikle takımımızdaki arkadaşlık ve uyum; ekip ruhu; sahadaki mücadele azmi, hep birlikte hedefe odaklanmış şekilde hafta hafta her anlamda üzerine koyarak ilerlemesi sizler gibi bizleri de çok memnun ediyor.
 
Taraftarımızın da muhteşem desteğiyle ligin en iyi performansını ortaya koyarak şampiyon olacağımıza gönülden inanıyoruz.
 
Bu noktada kalan 14 haftada zor maçlarımız var ve zaman zaman istemediğimiz sonuçlar da alabiliriz. Futbolun doğasında var. Her koşulda en büyük gücümüz olan taraftarlarımızdan ricam bugüne kadar olduğu gibi tek vücut ve inançla 29. şampiyonluk yolunda takımımızı desteklemeleridir. Taraftarlarımıza ve camiamıza ayrı bir parantez açmak istiyorum. Geçen haftaki iyi futbolumuza rağmen arzu etmediğimiz sonuçla döndüğümüz deplasmandan futbolcularımızı karşılamaları, moral vermeleri, sadece bir taraftar olmayıp sosyal medyada ve geleneksel medyada bize yapılan saldırılara karşı tek vücut olarak kulübümüzün menfaatlerini korumak adına bir araştırmacı gibi konuları irdelemeleri, bize çamur atanların geçmişte söylediklerini ortaya çıkarmaları ve bizi sahiplenmeleri çok büyük güç vermiştir. Evet, taraftarımız statlarda en büyük gücümüzdür. Ama sadece statta değil; hayatın her ortamında en ihtiyaç duyduğumuz dönemlerde bu taraftar bu kulübe ve camiaya sahip çıkmaktadır. Onlara bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.
 
Biz, hocamıza, teknik kadromuza, oyuncularımıza, taraftarımıza ve ilahi adalete sonuna kadar güveniyoruz. Bu yolun sonunda şampiyon olmak için her şeyi yapacağımızdan emin olmanızı istiyoruz.
 
Yoğun, hararetli hareketli ve içinde pek çok tartışmayı barındıran bir süreç yaşandı. Bu konularla ilgili duygu ve düşüncelerimi, değerlendirmelerimizi paylaşmadan önce birkaç hususu paylaşmak istiyorum.
 
GÖREVE GELDİĞİMİZDEN BERİ GERGİNLİKTEN UZAK DURARAK YAPICI BİR TUTUM İZLEDİK
 
Göreve geldiğimiz günden beri gerginlik ve kaostan özenle uzak durmaya çabalıyoruz. Daima büyük resme odaklanan, ülke futbolunun bugününe ve geleceğine dair adımlar atan, yapıcı bir yaklaşımla görevimizi yapmaya çalışıyorduk.
 
Hatta bazı adımlar atarken camiamızdan gelebilecek tepkileri dahi göze aldığımız zamanlar oldu. Buna rağmen inandığımız yoldan, ülke sporu ve futbolun geleceği adına doğruları yapmayı her şeyden üstün tutan duruşumuzdan vazgeçmedik.
 
Mesela son günlerde TFF harcama limitleri, bankalar birliği yeniden yapılandırması gibi pek çok önemli konuda, Spor Çalıştay’ı gibi çeşitli platformlarda ve Kulüpler Birliği toplantılarında, hep resmin bütünü ile ilgilendik, genel sorunlara odaklandık ve herkese fayda üretecek çözümler sunduk.
 
Benzer sorunlara ve ortak çıkarlara sahip paydaşlar olarak her daim aynı masanın etrafında toplanmamız gerektiğine inandık.

Ama herkes bilir ki biz camia olarak gereğini yapmak konusunda bir an bile tereddüt etmeyiz. Haklarımızı korumak ve adil bir spor ortamı tesis etmek için gözümüzü bile kırpmadan her türlü mücadelenin içine gireriz. Bunu daha evvel de yaptık, gerekirse yarın da yaparız.         
 
Aslında sorduğumuz sorular karşısında muhtelif kişi ve kurumlardan aldığımız reaksiyonlar, bu soruları sormak konusunda ne kadar haklı olduğumuzu bize gösterdi.
 

CUMHURBAŞKANIMIZIN ZİYARETİ SONRASI, BAZI ÇEVRELERİN HEDEFİ HALİNE GELDİK
 
Özellikle bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum; Cumhurbaşkanımızın, Yüksek Divan Kurulu Toplantımıza teşrifleri sonrasında yaşanan süreçte, rozetini alıp ayrıldıktan sonraki süreçte dikkat çeken olaylar yaşanmaya başlanmış, kulübümüz çevrelerin açık hedefi haline gelmiştir.
 
Hatta bazı kendini bilmez medya mensupları Kulübümüz ile Cumhurbaşkanımızı ve hükümetimizi karşı karşıya getirmek için yoğun çaba sarf etmiştir.
 
Öncelikle net bir şekilde bilinmesini isterim ki; ne bizim bugüne kadar söylediklerimizde ne de bugünden itibaren ifade edeceklerimizde kesinlikle Cumhurbaşkanımıza, iktidar partimize ya da herhangi bir siyasi partiye karşı bir tutumumuz yoktur, olmamıştır ve olmamalıdır.
 
Bu bağlamda kimse camiamızı kendi siyasi hesaplaşmasına alet etmeye çalışmamalı, Fenerbahçe’yi siyasetin bir tarafında konumlandırmaya kalkışmamalıdır.
 
HER TÜR SİYASİ GÖRÜŞE SAYGI DUYAN ANCAK HİÇBİR SİYASİ GÖRÜŞÜN ETKİSİ VE BASKISI ALTINDA KALMAYAN BİR KULÜBÜZ
 
Büyük Fenerbahçe camiası, içerisinde her türlü siyasi görüşü barındıran, her tür siyasi görüşe saygı duyan ancak kararlarını alırken hiçbir siyasi görüşün etkisi ve baskısı altında kalmayan bir yapıya sahiptir.
 
Bazı kesimler çok rahatsız oldu ki bizi, kendisini, partisini karşı karşıya getirmeye çalışıyor.
 
KULÜBÜMÜZ VE ŞAHSIM, SOSYAL MEDYADA İTİBARSIZLAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR
 
Aynı dönem içerisinde fazlasıyla dikkat çeken bir başka gelişme de hem kulübümüzün hem de özellikle şahsımın, sosyal medya ve geleneksel medyada sistematik ve organize bir kara propaganda kampanyasının hedefi haline getirilmemizdir.
 
Bilenler bilir, sosyal medyada BOT hesaplar ve sahte hesaplar üzerinden sadece 3-5 bin tweet atarak negatif gündem ve algı operasyonu yaratmak kolaylıkla mümkündür. Ben dahil sosyal medyada olmayan çoğu insan bu algoritmayı anlamakta zorlansak da bu dünyanın içinde olanlar asimetrik gündem yaratmanın ne demek olduğunu, şu ifadelerimle kimleri kastettiğimi gayet iyi bilirler.
 
Son 3 ayda 24 defa olumsuz gündemler ile trend topic yapıldık. Yani 3-4 günde bir değişik olumsuz başlıklar ile genellikle ben, zaman zaman kulübümüz itibar saldırısına maruz kaldık. Bunu bir tesadüfle ya da hayatın olağan akışıyla ifade etmek mümkün değil. Siyasette yaşıyorduk ama şimdi sporda yaşamaya başladık. Bir evvelki Yüksek Divan Kurulu Toplantısı’ndan bu yana yaşananlar tesadüf olabilir ancak incelediğimizde de ben ve arkadaşlarım bunu oraya yoruyoruz.
 
Konuşmamın başında da bahsettiğim Fenerbahçe’nin menfaatlerini koruma ve buna göre konuşma, sorgulama tutumu ile 12 Ocak tarihinde takımımızın kamp yaptığı Antalya’da bir basın toplantısı düzenlemek zorunda kaldık.
 
Basın aracılığı ile ilgili taraflara bazı konulara dair rahatsızlıklarımızı, endişelerimizi ve önerilerimizi dile getirdik.
 
Kulübümüzün çıkarlarını korumak adına yaptığımız bu basın toplantısını takiben taraflı tarafsız pek çok kesimden aldığımız mesajlar, bu düşüncelerde yalnız olmadığımızı gösterdi.
 
Basın toplantısı sırasında değindiğim konulardan bir tanesi mütemadiyen adil rekabetten, bilhassa harcama limitleri konusunda adil rekabetten bahseden Trabzonspor Başkanı’na vermek zorunda olduğum bir cevaba istinaden “Trabzonspor’un sırtını devlete dayaması” hususuydu.
 
Açıklamalarımın bu kısmıyla ilgili yani sponsorluklar, localar, krediler ile ilgili söylediklerimin tümünün arkasındayım.
 

SIRTINI DEVLETE DAYAYAN TRABZONSPOR HAKKINDA SÖYLEDİKLERİMİN ARKASINDAYIM
 
Evet, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devletimiz, ülkemizde sporun gelişmesi konusunda son derece duyarlı ve aktif bir tutum sergilemiştir. Bu doğrultuda yıllardır kulüplere yardımcı olmaya, sorunlarını gidermeye, tesisleşmeye destek verilmiştir.  
 
Sadece futbol için değil, sporun birçok branşının gelişimi için teşvik ve yatırımlar yapılmıştır. Bikaç saat sonra tekrar Burhan Felek Tesisleri açılacaktır.
 
Oysaki bizim Antalya açıklamasında bahsettiğimiz “sırtını devlete dayama” konusu ise bundan çok daha farklıdır. Hatta bugüne kadar emsali görülmemiş bir durumdur. Belki değil kesin olarak emsali görülmemiştir.
 
Bugün elimizde olan bilgilerin, elimizde bu konuyla ilgili epey bilgi var, detaylarına burada girmenin yeri ve zamanı olmadığını düşünüyorum. Ancak Sayın Ağaoğlu ile istediği her platformda bu konuları karşılıklı konuşmaya hazır olduğumun bilinmesini isterim.
 
Biz, iyiye iyi, yanlışa yanlış, kötüye kötü demeyi ilke edinmiş bir Yönetim Kuruluyuz. Trabzonspor Kulübü, büyük kulüplerden çok daha az bütçeyle yarışmaktadır. Büyük kulüplerden çok daha fazla genç oyuncu oynatmaktadır. Bunun ne kadar önemli olduğunu, başarılı bulduğumu bizzat Kulüpler Birliği toplantısında Sayın Ağaoğlu’na söylemişimdir. Ama bunu söylerken de kendisine aynı şekilde Türkiye’de en çok sahiplenen, destek verilen takım olduğunu, neredeyse en büyük medya gruplarından birini kendi medya grubu gibi sahiplenildiğini de üstüne basarak söyledim. Doğruyu söylemek lazım. Az bütçelerle, gençlerle kora kor mücadele ediyorlar. Ama bir de madalyanın diğer yüzü var. Niye televizyonda konuşmak istiyorum? Burada bir söyleyeceğiz ama çoğu yayınlanmayacak. İşlerine geldiği gibi yayınlayacaklar. Bizim medyamız yok. Bizi haklı olduğumuz zaman, haklı kalmamızı isteyen çoğunluk da yok. Tek çaremiz de canlı platformlarda herkesin eş zamanlı izleyebileceği platformlarda kulübümüzün menfaatlerini korumak, duygu ve düşüncelerimizi iletmektir.
 
Bu sebeple TRT Spor’daki programda yapmış olduğum kulüp başkanlarıyla bir araya gelme çağrımı sizlerin huzurunda yineliyorum.
 
Hiç şüphe yok ki adil rekabetin oluşmasına zarar vereceğine inandığımız bu desteğin tüm kulüpleri ilgilendirdiğini söylemek isterim. Bugün benim konuştuğum noktaya er ya da geç tüm kulüpler gelecektir. Bu çekişme sadece bir kulüple Fenerbahçe arasında geçmemektedir. Kümede kalmaya çalışan kulüpler dahil olmak üzere tepede olan bütün kulüpleri ilgilendirmektedir.
 
Öte yandan Antalya’daki bu çıkışlarımızdan dolayı siyaseti futbola taşımakla suçlandık, tenkit edildik. Belki de yarın tehdit edileceğiz. Oysaki bazı siyasiler-genelleme yapmıyorum- devletimizin gücünü ve imkanlarını kullanarak ilgili kulübe;

•             ne kadar maddi destek ve fayda sağladıklarını,
•             muhtelif ortamlarda,
•             gerek kendileri gerekse camialarının ileri gelenleri,
•             şehrin milletvekilleri ve yerel yöneticileri,
•             yaptıklarından övünerek, hiç sakınmadan ifşa etmekten kaçınmıyorlar.
 
Bunlarla beraber, açık açık bir kulüpten yana tavır alıyor, şampiyon olmasını istediklerini net bir şekilde ifade ediyorlar. Bir şehrin milletvekili ya da belediye başkanıyken normal olabilir de ondan ötesi normal değil.
 
Hal böyleyken, bu mevzuların sadece bir kısmına değinmekle, siyaseti futbola biz mi karıştırmış oluyoruz?
 
Spor medyasının bir kısmı, bu gerçekleri araştırıp sorgulayacağına, bizi hedefe koyup, sanki iftira atıyormuşuz gibi topyekün ve sistemli bir şekilde bize saldırıyor.
 
Tüm bunların üzerine bir de oynadığımız son maçın ardından açıklamalarda bulunan, Vefa Bey’in videosunu izlettiği, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Sayın Cahit Turan’ın yaptığı açıklamalar da endişelerimizi perçinleyen bir başka adım oldu.
 
Bizzat devletimizin bakanı tarafından iki Türk takımının maçından sonra bir takımın galibiyetini kutlayan ve şampiyonluğunu dileyen bu açıklamalar, bizde şaşkınlığa neden olmuştur. Tabii ki hepimiz çocukken bir takımı tutuyoruz. Bir takıma gönül veriyoruz ki bu da normaldir. Ama belli mevkilere geldikten sonra bu kadar açık şekilde ifade etme lüksümüz olmuyor.
 
Toplumu rahatsız etmemek, vicdanları huzursuz etmemek adına bunun yapılamaması gerekir. Sadece bununla da kalmaz, hakem de etkilenir, futbola dair federasyonda karar vericiler de baskı altında kalır, kurullar etkilenir, futbolun tüm dinamiklerini bozarsınız.
               
Bu noktada tespit ve önerimiz, Sayın Cumhurbaşkanımızın titizlikle korumaya çalıştığı, büyük bir hassasiyet gösterdiği sporda eşitlik ve tarafsızlık ilkesinin devlet kademelerinde doğru anlaşılması ve uygulanması, ülke sporu ve futbolu açısından elzem olduğudur.
 
SPOR MEDYASI BİR TAKIMA SAHİP ÇIKARKEN; BİR TAKIMA İSE OLUMSUZ PROPAGANDA YAPIYOR
 
Fenerbahçe olarak dile getirdiğimiz bir diğer konu da her fırsatta Fenerbahçe’nin karşısında olan malum medya grubudur.
 
Bu grup, televizyonuyla gazetesiyle yorumcularıyla, topyekûn bir Fenerbahçe karşıtlığı üstlenmiş durumdadır, bizi devletimizle karşı karşıya getirmek isteyenler de bu mecradakilerdir.
 
İlk hedefi ‘bir takımı şampiyon yapmak’ ikinci hedefi ise Kulübümüzü ve şahsımı başarısız kılmak, itibarsızlaştırmaktır.
 
Bu ülke, tarihi boyunca ilk defa sistematik bir şekilde bir takıma sahip çıkarken başka bir takıma da yine sistematik bir şekilde olumsuz propagandalarla algı operasyonu yapan bir medya yaklaşımına şahit oluyor.
 
Geçen hafta maçımızı oynadık. İki pozisyon var. Tam tersi gerçekleşmiş olsaydı ne olurdu? İlk pozisyon, yediğimiz ikinci gol. Aut olması gereken topa korner verildi. Olabilir, hakem hatası. O top geldi, gol oldu. Onun yerine bizim golümüz bu şekilde gerçekleşmiş olsaydı? İkinci pozisyon ise, maçın sonlarına doğru Vedat’ın attığı gol. Kruse kaleci ile beraber çıkıyor ama kaleciye dokunmuyor. Buna rağmen faul veriliyor ve golümüz sayılmıyor. Maçın sonlarına doğru yaşanan bu pozisyonda da tam tersi şekilde gerçekleşseydi ne olurdu? Kıyamet kopardı. Ne ‘Fenerasyon’u kalırdı ne ‘Zorlu toplantısı’ ne ‘Federasyon başkanının Fenerliliği’ ne de ‘MHK Başkanı’nın Koç çalışanı algıları’ kalırdı. Kıyamet kopardı. Belki o hakeme bir daha maç bile verilmezdi. Medya gücüne sahip olmak, algı yaratmak, algı operasyonu yapmak dediğim şeyler de bunlar. Camiamızın ileri gelenleri, biz bunlarla mücadele etmeye çalışıyoruz. Sizlerin de biraz silkelenip camianıza sahip çıkmanız gerekiyor. Hepsini bizden beklemeyin.

Bu konuda bize çok fazla tepki geliyor, mailler faks’lar vs. Tesislere sokmayın şeklinde. Bu halkada en az suçu olan, tesislerimizde karda kışta, yağmurda gelip bizi takip etmeye çalışan muhabirlerdir. Onları cezalandırmak da bizim felsefemize aykırıdır. Ama üzülemeyin, kafanıza takmayın. Bu tip adamların bizim hakkımızda konuşması da bizi yüceltir.
 
TARAFTARLARIMIZ, KULÜBÜMÜZÜ BAŞARISIZ KILMAK İÇİN ÇALIŞAN MEDYA KURULUŞLARINI DİKKATE ALMASIN
 
Taraftarımızdan ricamız ana hedefi Fenerbahçe Spor Kulübü başkanını itibarsızlaştırmak, başarısız kılmak olan söz konusu medya kuruluşunun gerek manşetleriyle gerekse köşe yazarları, televizyon programlarıyla ortaya attıkları akıl ve mantıkla bağdaşmayan, mesnetsiz, ispatsız iddiaları ile bu mecralardan yapılan saldırıları ciddiye almamalarıdır. Kafanıza bile takmayın.
 
Türkiye Futbol Federasyonu… ‘Fenerasyon’ deniyordu değil mi? Bizi şampiyon yapacaktı. Başkanı Fenerbahçeli’ydi. Bir sürü şeyler söyleniyordu. Bakalım işin aslı astarı öyle mi?
 
Tüm bu konuştuklarımızın yanı sıra özellikle son dönemde fikir ayrılıkları yaşadığımız TFF ile ilgili bu gerginliğe sebep olan konulardan bahsetmek istiyorum.
 
Türkiye futbol federasyonu, maalesef verdiği, veremediği hatta zaman zaman da nasıl verdiğini mantıkla izah edemediğimiz kararlarıyla Türk futbolunda karmaşaya ve güven sarsılmasına sebep olmaktadır.
 
1-            Nihat Bey çıkıyor ve yanlış insanları dinlediğini ifade edip duruyor. Hakem hataları… Bu konuyla ilgili gittiğimizde 7. hafta falandı. Zorlu ziyaretinin ana sebebi hakem hatalarıydı. Galip geldiğimiz 11 maçın 9’unda hakemler bir sonraki hafta görev alamadı. Bunu sormak istedik. Anlattılar, kendilerine göre bir mantık sundular. Dinledik ama mantığı anlamakla beraber işleyiş şeklinden memnun olmadığımızı söyledik. En son Başakşehir maçının ardından da Fırat Aydınus’a görev verilmeyerek tekrarlanmıştır. Kimse hakemden yakınmadı. Rakip takım maçı hak ederek kazandığımızı söyledi. Arda Kardeşler… İlk maçımızı yönetmişti. 5-0 kazanmıştık. 3 penaltı verildi, ikisini gole çevirdik. Sonraki iki hafta maç alamadı. Aynı hakem haftalar sonra Kayseri’deki deplasman maçımızı yönetti. Bu maçta da 3 penaltımız verilmedi. Bu maç bize sıcak bakmayan kişiler tarafından bile hakem hatalarıyla dolu olduğu tartışıldı. Ama bu hakem bir sonraki hafta maç aldı. Bu hatalara rağmen ertesi hafta maç aldı. Tatmin olamadığımız kısım bu.
 
2-            Göztepe ile oynadığımız karşılaşmada Fenerbahçe’nin nizami golü 4 dakika 17 saniye boyunca incelenip sonra verilmesinin izahatı nedir? Bunun izahatını alamadık.
 
3-            Kayserispor ile oynadığımız maçta saha çizgisi dışında yaşanan bir diyalogla ilgili mevzuata göre Emre Belözoğlu’nun ceza alması mümkün değilken bunun bilinmesine rağmen hakkında ek rapor istenmesi nasıl okunmalıdır? Gittik sorduk ama dosyamız sağlam olsun cevabını aldık. Sen dosyanı sağlam yapacaksın diye hakemden ek rapor istediğin zaman hakeme mesaj vermiyor musun?
 
4-            Gazişehir maçında kart bile görmemesi gereken bir pozisyonda Vedat Muriqi’yi niyet okuyarak PFDK’ya sevk etmenin niyeti nedir? İnanın bana ceza vereceklerdi. Ne oldu bilmiyorum ama ceza veremediler. Bu şekilde bir sevkin niyeti nedir?
 
5-            “Fenerbahçe’ye nasıl transfer yaptırmayız” mantığıyla TFF harcama limitleri konusunda kılı kırk yararak yaptığımız her başvuruda yeni bir uygulama ile hareket edenler kendileriyle ayrışmamızın sebeplerinden bazılarıdır.
 
Yeniden yapılandırmayı yapamadık. Sebeplerini anlatmıştım. Daha da detaylı anlatacağım. Dolayısıyla harcama limitlerimiz de bu anlaşmayı yapan kulüplere göre farklı ele alındı. Biz de kendi imkanlarımızla bir şeyler yapmaya çalıştık. Değişik bankalarla görüştük. Yaptığımız her görüşmeyi, vardığımız mutabakatı Lisans Kurulu’na verdik. Bazıları kabul edildi, bazıları edilmedi. Ama bir denkleştirme mantığıyla ele alındı. Bir yerde yaptığın başvuru kabul edildi. Ama bire bir aynı şekilde yaptığın başvuru başka bir tarihte kabul edilmedi. İş öyle bir noktaya geldi ki kabul edilmesi gerekenlerin bir kısmı kabul edildi. Bu sefer geçmişte verilen harcama limiti hakkının üstüne çıkarmaya çalıştığımız rakam, verilen hak geriye alındı. Evet, bize limitler verildi ama daha evvel aldığımız haklar da geriye alınarak denkleştirme mantığı yapıldı. Biz hep transfer yapma limitinin bir gıdım altında tutulduk.
 
Sayın Nihat Özdemir son yaptığı açıklamalarda, alaycı şekilde transfer yaptığımıza ilişkin bir şeyler söylüyor. Falette’e lisans çıkartabildik. Burada da futbolcumuz Sadık’a da teşekkür etmek istiyorum. Sakatlandığı için ikinci yarı oynayamıyor. Maaşından bir kısım, 300-400 bin lira, gerekiyordu. Bu şekilde Falette’i transfer edebildik. Hiçbir şey yapamayacak hale getirdiler bizi. Son derece yorucu ve gönül kırıcı bir süreç yaşadık. Ama bütün olay da ‘Fenerbahçe’ye nasıl transfer yaptırmayız?’dı.
 
Sonra bir olay yaşandı. Yüzde 30, 40’a çıktı; 40 da 30’a indi. Yine algı operasyonlarıyla Fenerbahçe’nin bunu istediği konumuna getirildi. Nihat Bey’e sorduk bunu. Bizim istemediğimizi onayladı. İstemediğimizi, kimin istediğini de söylemesini istedik. Son basın toplantısında da Sayın Fikret Orman ve Adil Gevrek’in ismini vermiş. Doğru ama yaz aylarında. Harcama limitleri daha belli olmadan ya da henüz açıklanmışken, ama 30-40 tartışmasından önce Fikret Orman bıraktı. Çok doğru argümanlarla, bu sene ilk senemiz, yeni uygulamaya geçiyoruz. Limitleri herkes için daha yüksek tutalım. Ama tartışmalar çok geride kalmıştı. Fakat ne hikmetse Nihat Bey kimle yaptığı görüşmeden sonra ya da hangi kulüple yaptığı görüşmeden sonra 30’u 40’a çıkardığını söylemiyor. O kulübün yaptığı görüşmelerde de kulübün argümanları haklıydı. Limiti açıklıyorsun, transferler yapıldıktan sonra. Yayıncı kuruluş yüzde 13 gelirlerde indirime gidiyor. Bazı değişkenler oldu. O kulüp de haklı nedenlerle istedi hemen 30’da 40’a çıkardı. Ama niye çıkıp basının önünde söylemiyorsunuz? Niye imtina ediyorsunuz ve hiç alakası olmayan bir konuma getiriyorsunuz? Asıl rol sahibi olan kulübün adının geçmemesi, minör rol sahibi olan kulübe değinilmesi gerçekten enteresan.
 
Bir konu da Zorlu görüşmemize ilişkin; bununla ilgili birçok kez açıklama yaptım, tekrarlamayacağım. Sayın Nihat Özdemir son toplantısında ‘Zorlu’da bugüne dek başka başkanlarla da görüştüğünü’ dile getirdi. Bizim de söylediğimiz gibi bu görüşme sıradan, ne ilk ne de son olacak bir görüşmedir. Kendisi de keşke bunu daha önce bu şekilde dile getirseydi. Bizim için rutin bir görüşmeydi. Takvimsel nedenlerden dolayı Zorlu’ya alındı. Sağ olsun başka kulüpler de bunu sürekli gündeme getirdi. Demek ki başka başkanlarla da görüştü. Keşke o başkanları da açıklasa. Zorlu görüşmesinin bu şekilde olduğunu geç anlatması, ‘limit arttırımını Fenerbahçe istemedi’ diyememesi…
 
Son olarak Nihat Bey, 3 Temmuz konusuna değinerek, Fenerbahçemizin şu yaşadığı sürecin 3 Temmuz ile alakası olmadığını, 3 Temmuz’u da en iyi kendisinin bildiğini belirtmiş. 3 Temmuz’da yapılan saldırılarla tabii ki aynı değil. Söz konusu bile değil ama hedef aynı. Birinde kazandığı bir şampiyonluğu alarak Fenerbahçe’nin belini bükmek amaçtı. Konsept aynı. Bugün de muhtemel şampiyonluğu almak hedef. Ne demek istediğimi o çok iyi biliyor. Ama şaşırmıyoruz.
 
Nihat Bey geçen sezon federasyon başkanı olmadan önce de, Fenerbahçemizin dört hafta arka arkaya yaşadığı hakem hatalarını açıkça gündeme getirmemizin ardından, tesadüfen tam da kritik bir lig maçımızın sabahı bir gazeteye tam sayfa beyanatlar vererek, ben federasyona kefilim, ‘Fenerbahçe başarısızlığına mazeret aramasın’ demiştir. Halbuki aynı hafta Nihat Bey ile yaptığımız bir görüşmede ki odada Allah’tan başkaları da vardı. TFF ile ilgili bize tam tersi endişe ve görüşlerini paylaşmıştır. Bu Nihat Bey, bilen bilir Nihat Beyi. Maalesef bu çelişkilerle hayatına devam etmekte olan Başkanımız, içinden geçtiğimiz ve tüm camiamızın büyük bir kenetlenmeyle mücadele ettiği bu süreçte bizlere hak vermesini beklemiyorduk. Yeter ki gölge etmesin. Biz, Semih Bey bilir, birkaç yöneticimiz daha bilir, federasyonun kurulma aşamasında ne kadar önem veriyorduk bu federasyona. Türk futbolu için son durak demiştik. Elimizden gelen desteği verdik. Bir kişi dahi tavsiye edip ne kurullara ne federasyona herhangi bir baskı yaratmadık. Yapıcı olduk ama biz de safmışız. Sonra neler öğrendik? Meğerse Nihat Bey itinayla seçilmiş. Ama doğru sebeplerden değil. Şimdi basın toplantısıyla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum.  Sayın başkanın basın toplantısıyla ilgili birkaç görüş ve öneri! Kulüplere, ‘şikayet var ama çözüm yok’ diyor. Gidin Kulüpler Birliği’ne sorun lütfen. Kulüpler Birliği olarak pek çok öneri, talimat değişiklikleriyle ilgili görüşler yollanıyor, lütfedip inceleyip bakıp dönmüyorlar bile. Dönüş dahi yapmıyorlar. Kulüpler her konuda aynı fikirde olmayabilir. Bu gibi durumlarda kulüplerle ilgili serzenişte bulunmaktansa en doğru olduğuna inandığımız kararları alabilmelisiniz. Alınması gereken her kararda kulüplerden oy birliği beklenecekse Süper Lig için Türkiye Futbol Federasyonu’na ne gerek var? Zaten biz kendi içimizde toplanıp alıyoruz kararları. Size ne gerek var? Krizleri çözmek için daha sağlıklı ve sık iletişim yapmalısınız. Sorunları, krizleri biriktirmeyin. Bıçak kemiğe dayanana kadar, sesiz kalmayın. Bir de krizleri çözmek için basın toplantısı yapacaksanız, yeni krizler yaratmayacak, üst akla hassasiyetle sahip olun. İstifası konuşuluyor. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. ‘Ne istifası kardeşim’ diyor? İstifa etmeyecekseniz, dost ortamında ‘istifa etmeyi düşünüyorum’ demeyin. Kafaları karıştırmayın. Koskoca gazeteciler durup dururken bunları yazmıyor. Kulüpler olarak bizde sütten çıkmış ak kaşık değiliz, evet. Bu iş çok zor bir iş. Bu kadar kavganın sebebi, ana otorite olan TFF’nin güven ve güç kaybından ötürü gerekli kararları alacak dirayeti gösterememesi, zikzak yapması, adaletli ortamın sağlanmasına yönelik yetersiz veya yeterli hamleler yapamamasıdır. Evet, TFF başkanlığı çok çok zor bir görevdir. Ağır bir sorumluluktur. Belki de ülkemizdeki en ağır, en zor görevlerden, sorumluluklardan biridir. Birde bu görevi yerine getirirken, kendi yönetim kurulu üyelerinizin bir tanesini bile seçemiyorsanız, işiniz bir o kadar daha zordur. Birde üstüne üstelik, özel ve ticari sebeplerden dolayı manevra alanınız yok denilecek kadar kısıtlıysa işiniz çok çok zor demektir. Allah hem sizin hem de daha da önemlisi Türk futbolunun yardımcısı olsun.    
 

MUSTAFA CENGİZ’İN AÇIKLAMALARINA YANIT
 
Şimdi gelelim ebedi dostumuz, ezeli rakibimize. Daha doğrusu Başkanına. Muhtelif konularda mütemadiyen doğrudan ya da dolaylı olmak üzere tribünlere şirin gözükmek için midir, bazı kişileri memnun mesut kılmak için midir, bilemem ama muhatabı dahi olmayan konulardan bile bile yaptığı açıklamaları ilgiyle, zaman zaman da gülerek izliyoruz. Vallahi nereden başlayacağımı bilmiyorum. Yaşına hürmetten de camiaya saygıdan da çok fazla şey söylemek istemiyorum ama bazı konuları mecbur ediyorlar, değinmek zorunda kalıyoruz. 

Medya mensuplarına bunu söylüyorum. Birkaç örnek paylaşacağım. Sn. Cengiz’in bilinçli, bilinçli konuşup sataşmalarını ve üzeri kapalı Fenerbahçe mesajlarını ‘Fenerbahçe’ye sorular’ diye veriyorsunuz. Biz ne söylüyorsak, açık konuşuyoruz. Hatta TV’ye çıkalım hep beraber dertleşelim.  Biz ona yanıt verince ‘Ali Koç, Fenerbahçe’de olmuyor. Gs’ye sataştı’ diye servis ediyorsunuz. En az bu seferlik sizden ricam, artık olabildikleri kadar tarafsız olanlardan rica ediyorum, çünkü bu söyleyeceklerim bazılarınız için mümkün değil. Olabildiğince şu söyleyeceklerimi yansıtmanızı sizden rica ediyorum.

Diyor ki, puan silmemize kafayı takmış. Öyle bir durum yok da. Öyle bir durum olsa da merak etmeyin Mustafa bey, federasyon size de bırakmaz, kendisi siler. Diyor ki; Eskişehir, Bursa’nın puanını silindi. Falan, filan.. Sapla samanı karıştırıyor. Hiçbir alakası yok. Çünkü onlar futbolcu ödemelerini yapmadıkları için yurt dışına aldıkları cezalardan bahsediyoruz. Dolayısıyla 3 puan silinecekse de herhangi bir takımdan, yeni talimatnamelerden bir sonraki sezon silinecek. Onu da hatırlatırım. Birkaç söz söylemek istiyor, hızına yetişmek çok zor. Her söylemine yetişmeye çalışsak, cevap vermeye kalksak günlük işlerimize odaklanmakta zorlanırız.  Kendisi o kadar çok gaf yapıyor ki şimdi hangisine değineyim, şaşırıyorum. Zaten zaman zaman kendisinin ne dediğini anlamak, söylediklerini deşifre etmekte zorlanıyoruz. Garip garip cümleler kuruyor, kimi zaman hayvanlar aleminden, kimi zaman yemeklerden, benzetmeler yapıyor.  Hiç anlaşılmadığı zaman da şaka yaptım diyor. Sürekli birbiri ile çelişen bir dediği diğerini tutmayan söylemlerde bulunuyor. Her birine cevap verip burada değerli vaktinizi almayacağım.
 
TV ÇAĞRIMI YENİLİYORUM, ÇIKALIM, EN ŞEFFAF ŞEKİLDE, ELDİVENSİZ KONUŞALIM
 
Tekrar buradan TV çağrımı yeniliyorum. O onu dedi, bu bunu dedi, olmasın. Kamuoyunu, medyamızı rahatlatalım. Çıkalım, hem de kulüplerimize 3-5 kuruş para kazanırız. Önerdiğim platformu yapabilirsek, bu formatta televizyona çıkarsak, yayıncı kuruluşta, diğer kanallarda, kulüplerimizin para kazanmasına vesile oluruz. Çıkalım, konuşalım. Eldivensiz, en şeffaf şekilde.
 
İki konuya değinmeden geçemeyeceğim. Son dönemde iki konu hakkında tutturmuş konuşuyor. Oyun oynanırken kural değişmez, oyun oynanırken kural değişmez, oyun oynanırken kural değişmez... Bir de şeffaflık, şeffaflık, şeffaflık...
 
SAYIN CENGİZ, SIRF SİZİN İÇİN GEÇEN SEZON TALİMAT DEĞİŞTİ
 
Peki. Oyun oynanırken kural değişir mi, değişmez mi? Harcama limitleri bazında bizi hedeflediğiniz konuda çok komplike, teknik konular. Tekrar sizi istediğiniz her platformda bunları tartışmaya davet ediyorum. Ama Sayın Cengiz bir şeyi unutuyorsunuz. Sırf sizin için geçen sezon bir talimat değişti. Sırf sizin için. Federasyonun talimatlarının 97. maddesinde hak mahrumiyeti cezası diye bir madde var.  Bu maddede geçen sezon, birinci madde diyor ki; Hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılan kişiler, futbol müsabakalarına iştirak edemezler. Hakemlik, temsilcilik, gözlemcilik vs vs..ve kulüp yöneticisi idari ve teknik görevlisi olarak müsabakalarda görev alamaz. Kulüp mensubu olarak, futbolla ilgili idari, sportif veya hiçbir faaliyette bulunamaz. Şu kısım önemli. STADYUMLARA GİREMEZ. Sonra Sayın Cengiz 150 gün ceza alıyor. Federasyona mektup yazıyorlar. Yardım istiyorlar. Ve bu madde değiştiriliyor. Nasıl değişiyor? Biliyor musunuz? Size okuyorum. Az önce okuduğum maddeye, bir madde ekliyor. 3 . madde. Diyor ki; Kulüp başkanlarının aldıkları hak mahrumiyeti cezası, kulübün resmi müsabakalarında protokol tribünü hariç stadyumlara girmelerine engel olamaz. Sırf başkan için değiştiriliyor, başkanlar için, ben biliyorum onun için değiştiriliyor. Hani oyun oynanırken kurallar değişmezdi ya, daha bir sene geçmemiş Sayın Cengiz. Sizin için özellikle değişmiş. Bu senede eski haline getiriliyor, bu kural. Dolayısıyla ya unutuyorsunuz, ya bizim unuttuğumuzu zannediyorsunuz. Hangisi doğru bilmiyorum ama bunların hangi birine cevap verelim. Oyun oynnaırken kurallar değişmez, aynı toplantıda diyor ki, ‘Biz Fenerbahçe’den 6 yedik, o sezon şampiyon olduk’. O sezon Beşiktaş şampiyon oldu.  Hangi birine cevap verelim. Şimdi harcama limitlerinde esneklik tanınmaması için var gücüyle mücadele ediyor. Omuz omuza vermişler, çalışıyorlar.  Aynı Mustafa Cengiz diyor ki, kendi diyor bakınız: “UEFA kurallarına göre 5 m Euro zarar etme limitiniz vardı ama biz 147m Euro yani 1 milyar TL zarar etmiştik. Ancak UEFA bunu anlayışla karşıladı ve UEFA’ya teşekkür ediyoruz.” diyor. Yani UEFA sizin için kuralları esnettiği ve anlayışla karşıladığı için teşekkür ediyorsunuz. Ama kendi ligimize geldiğimiz zaman TFF’nin anlayış gösterdiğini düşündüğünüz ki öyle bir şey de yok, ‘yok oyun oynanırken kurallar değişirmiş’ vs. diye kamuoyu baskısı altına alıp federasyonu etkilemeye çalışıyorsunuz ki etkiliyorsunuz da. Size gelince öyle buraya gelince böyle, bu nasıl bir çelişkidir? Bir başka konu ise şeffaflık! Şeffaflık şeffaflık diyerek ‘yok efendim biz şöyle vergi ödemişiz, yok efendim Fenerbahçe oyuncularının maaşlarını açıklasın’ vs. vs. Sayın Cengiz, biz SPK’ya bağlı bir kurumuz, sizin gibi. Biz açıklamamız gereken her şeyi açıklıyoruz. Buna menajerlik ücretleri de dahil. Siz böyle deyince biz de demek zorunda kaldık. Siz böyle deyince, biz de demek zorunda kaldık.  Biz bilmiyor muyduk, geçen sene 10 bin Euro menajerlik ücreti harcadığınızı. ‘ Tamam’ dedik ve oralı olmadık. Ivır zıvır konuları devamlı rekabet malzemesi yapmanıza oralı olmadık. Ta ki siz bize şeffaflık konusunda der vermeye çalışana kadar veya başlayana kadar. Siz bize ders veremezsiniz de… Dedik ki, ‘ siz niye 10 bin Euro harcadınız? O nasıl oluyor? Bu kadar oyuncu aldınız.’ Bir açıklama yaptı: ‘ben bilmem 13.6 Milyon Euro ödedim ben. Nerede bu para. Arkadaşlarıma da sordum nerede bu para. Yolda mı düştü ben bilmiyorum.’ diyor. Hani şeffaflık? Dolayısıyla neresinden başlayayım ki? Anlaması zorlu durumlar bunlar.
 
3 TEMMUZ SÖZDE ŞİKE DAVASI’NIN BİR KUMPASTAN İBARET OLDUĞUNUN ANLAŞILACAĞINA DAİR İNANCIMIZ TAMDIR
 
Gelelim 3 Temmuz kararına. Vefa Bey, çok güzel özetledi. Bizim için artık kabul edilemez ve bir şekilde uzayan son yapılan bozma kararıyla midemizi bulandıran bu süreçle ilgili iyi haberler de oluyormuş demek ki. Onu da dün aldık. Geldiğimiz noktada ortada herhangi bir örgütün olmadığı hukuken ispatlanmış oldu. Çok çok önemli bir adım. Her şey bitmiş değil ama çok çok önemli bir adım. Başkanımız Sayın Aziz Yıldırım’ın, yöneticilerimizin ve davadaki diğer kişilere dair örgüt kurduğuna dair yöneltilen suçlamaların asılsızlığı, Yargıtay ve ilgili Ağır Ceza Mahkemesi tarafından netleştirilmiştir. Camiamız için son derece uzun, zorlu geçen bu sürecin sonunda, 3 Temmuz Sözde Şike Davası’nın bir kumpastan ibaret olduğunun anlaşılacağına dair inancımız tamdı, bu açıklamadan sonra daha da kuvvetlendi. Kesinleşen bu beraat kararlarının Fenerbahçe camiasına hayırlı olmasını temenni ediyorum. Fenerbahçe camiası olarak bu davayı sonuna kadar takip etmek durumundayız. Biz yapıyoruz, sizler de takibini bırakmayın. Çünkü henüz istediğimiz noktada değiliz.
 
FENERBAHÇE GİBİ ULUSAL ÖNEMDE BİR CAMİAYA YÖNELEN SALDIRININ AÇIKLIĞA KAVUŞTURULMAMASI HAYATIN OLAĞAN DIŞIDIR
 
Bir diğer konuysa 4 Nisan kurşunlanma olayıdır. Trabzon coğrafyasında yaşanan bu skandal olayın üzerinden yaklaşık 5 yıl geçmesine rağmen hala ciddi bir şüpheliye ulaşılamamış, herhangi bir delil bulunamamıştır. Mevcut teknoloji göz önüne alındığında hala en ufak detaya ulaşılmaması, herhangi bir ipucuna, herhangi bir detaya ulaşılmaması anlaşılabilir değil. 50 kişinin ölme ihtimali olan, hem de Fenerbahçe gibi ulusal önemde bir camiaya yönelen saldırının açıklığa kavuşturulmaması hayatın olağan dışıdır. Sonuç olarak geçtiğimiz yıl 10 Temmuz tarihinde arkadaşlarım Trabzon’a bir ziyaret yaptılar, Başsavcı ile görüştürler. O ziyarette bizlere 2019 sonuna kadar bu soruşturmanın biteceği dair ifadeler kullanıldı. Ancak 8 Şubat 2020 itibariyle halen bir şeyin gerçekleşmediğini görüyoruz. Olaydan 5 yıl geçtikten sonra artık delillere ulaşma imkanının da azaldığını göz önünde bulundurursak, bu konunun samimi bir şekilde aydınlatılmaya çalışılmadığını düşündüğümüzü ve Anayasal haklarımızı kullanarak Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde girişimlerde bulunmak durumunda kalacağımızı buradan ifade etmek istiyorum. Lütfen bu konuyu da yakinen takip edin.
 
ORTAYA KOYDUĞUMUZ HER ADIMDA SİZLERİN DESTEKLERİNİZE İHTİYACIMIZ VAR, BİZE EN BÜYÜK GÜÇ BU DESTEKLERDİR
 
Sözlerime son vereceğim, beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim. Çok da vaktinizi aldım ama buna ihtiyacımız vardı. Nelerle uğraştığımızı, nelerle mücadele ettiğimizi daha iyi anlamanız için önemliydi. Ama tekrar ediyorum; bizi üzen, bir nebze hayal kırıklığına uğratan konulardan bir tanesi de camianın ileri gelenleri, kanaat önderleri, bu camiaya yıllarca hizmet etmiş bazı insanların hiçbir şey yaşanmıyormuş gibi kenardan olayları izlemeleri, gelişmeleri seyretmeleri bizi üzüyor. Bunu net bir şekilde söylemek istiyorum. Az önce bir iki camiadan bahsettik, onlar da söz konusu bir şey olduğu zaman bakınız, gazetecisi, eski yöneticisi, sosyal medyası nasıl hareket ediyor, bakın. Aslında bizi üzen konulardan bir tanesi ne yazık ki bu çizdiğim olumsuz tabloya bazı eskiden hizmet etmiş insanlar var, bu daha da üzücü! Hani sessiz kalmak bir yana bir de buna hizmet etmek tabii işin gitti yer. Evet, bizi bilen iyi bilir. Camiamızı bilen bilir. Haksız hukuksuz şekilde kimseyle, hiçbir kurumla, kişiyle tartışmaya girmeyeceğini bilerek, hakkımızı aramak adına da geri adım atmayacağımızı az önce de ifade ettik, ortaya koyduğumuz her adımda da sizlerin desteklerinize ihtiyacımız var, bize en büyük güç bu desteklerdir. Sorumluluğunuz, sorumluluğumuz çok büyüktür. Bu mücadelede Allah yar ve yardımcımız olsun diliyorum. Bu akşam çok önemli bir maçımız var. Belki de ligin en kuvvetli takımlarından biriyle oynayacağız. İkinci en çok gol atan takım, hem içeride hem de dışarıda çok gol atıyorlar. İyi bir kadroları var, iyi bir hocaları var, iyi bir yönetimleri var. Ama maçı kazanmak durumundayız. Dolayısıyla bu akşam soğuk havaya rağmen lütfen tribünlerde bir tek koltuk bile boş kalmasın, takımımızı ilk dakikadan son dakikaya kadar destekleyelim. Burada taraftarlarımızı bir konuda ikaz etmek durumundayım. Bir sonraki maçımız Galatasaray derbisi, lütfen bugün tribünlerde ceza almamıza sebebiyet verecek hiçbir şey yapmayın. Çünkü bir sonraki maç omuz omuza burada gelenekleri sürdürmenin zamanı olacak. Hep beraber takımımıza tabii ki bu tribünler her zaman dolar ama bugün yaptığınız bir hareketten dolayı yarınki derbiyi kaçırmayın diyorum. Fenerbahçe sizi bekliyor diyorum. Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.”

BAŞKANIMIZ ALİ KOÇ, YDK TOPLANTISININ SONUNDA ÜYELERİN DÜŞÜNCE, GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİNİ YANITLADI 

"Can Akbulutla’ya, Fatime hanıma, Sait beye, Suat beye, Uğur beye ve diğer destek konuşması yapanlara; herkese şahsım ve Yönetim kurulumuz adına teşekkür ederim."

“Öne çıkan konulardan bir tanesi de aidat yazısı. Genel Sekreterimizde bu konuya değindi. İyi niyetle yapılmış ama yanlış ifade edilmiş bir yazı olduğuna bende katılıyorum. Buradaki amacımız, net bir şekilde aidatları yükseltmek olduğunu zaten daha evvel ifade etmiştim. Aidatları genel kurulda, giriş ücretlerini yükseltmek ise yönetim kurulunda yapılıyor. Yönetim kurulunda giriş ücretlerini yükselteceğiz. Bunu yapmadan önce üyelik kampanyası yaptık. Temsilci üyelikten kongre üyeliğine geçiş için. Karşılaştırmak için yapıyorum. Üyelik fiyatları belirlendiğinde 10 bin TL, 7 bin dolardı. Şimdi 1.400 dolara kadar indi. Dolarla bunu kıyaslamıyorum ama bu ücretin çıkması lazım daha da önemlisi 50 lira aidat komik bir rakam. Henüz bu sene bunu yükseltemediğimiz için sizlere daha evvel yaptığım konuşmalarda iş adamlarımız, şirketler, taraftar, talebeler, Fener Ol kampanyası destek verenler, bu süreçte bize destek olurken, kongre üyelerimizin de çorbada tuzu olması gerektiği inancıyla insanları 50 lira üstünde katkı sağlamaları için bunu düşünmüştük. Sanki 500 TL’nin altında verecekler vermesin gibi intiba çıktı. Onun için özür dileriz. Gönlünüzden ne koparsa mantığıyla yapılmıştı. Bence uygulama doğru, iletişimi yanlıştı. O yüzden bu konuda affına sığınırız.”  

“Selim bey, bu toplantıları senede iki defaya indirelim diyor. Bu Divan Kurulu kararıdır. Vefa beyin başkanlığında ne karar verilirse biz uyarız. Her ay yapılmasının diğer kulüplerde ne kadar sıkıntılı olduğunu görüyoruz. Başka kulüplerde de zaman zaman şahit oluyoruz. Fenerbahçe Spor Kulübü’nde Aziz başkan döneminde de bizim dönemimizde de Divan Kurulu’yla uyum içinde çalışılması, Yönetim Kurulu’nun Divan Kurulu üyeleriyle, Divan Kurulu Başkanıyla, ekibiyle uyumlu çalışılmasını son derece önemsiyorum. Onun içinde teşekkür ederim.” 

“Ogün ağabey gitmiş. Zafer bey haklısınız. En azından şunu söyleyeyim. Konu şu: 25. yıla kavuşan kongre üyeleri Yüksek Divan Kurulu üyesi oluyor. Onlara bir şilt, bir sertifika verilmesiyle ilgili; en azından sertifika dizayn edildi. Onu söyleyebilirim. Hatta bu toplantı öncesi burada mı versek, evlerine mi yollasak. Bu sene 300 küsur kişi YDK üyesi oluyor. Serzenişte haklısınız. Unuttuğumuz bir konu değil. “

“Atilla bey şiir gibi konuştu. Çok şey söyledi. Ciddi tenkitleri oldu. Tek tek bu konulara girmeyeceğim. Atilla Bey, söylemlerini bire bir gazeteden alınmış bir tenkit vardı veya bir televizyon programında, o az önce bahsettiğim malum grupta. Sizin iyi niyetinizle yaptığınızdan hiçbir şüphem yok ama sizin çok konunuz var, müsaade ederseniz bunları ya ben ya da arkadaşlardan biriyle kulüpte görüşmeniz daha sağlıklı olur.”

“Cevap vermediğim ya da vermem gereken başka bir konu var mıdır? Çok teşekkür ederim, sabrınıza, ilginize, alakanıza. Uzun bir toplantı oldu. İnşallah akşam muvaffak oluruz. Yolumuz açık, şansımız bol olsun.”

“Hiçbir ayrımcılığın Fenerbahçe değerleri ve ilkeleri çerçevesinde kabul edilmeyeceğini hepimiz biliyoruz”

“Bir konum daha vardı, onu da sona saklamıştım: Irkçılık. Bu konuya da değinmek istiyorum. Üzüldük, şaşırmadık ama üzüldük. Fenerbahçe Spor Kulübü’yle hiçbir alakası olmayan konudur. Irkçılığı hiçbir şekilde tasvip edilmesi, hiçbir ayrımcılığın Fenerbahçe değerleri ve ilkeleri çerçevesinde kabul edilmeyeceğini hepimiz biliyoruz. Zaten cinsiyet ayrımcılığına karşı projelerimiz var ama değil sosyal medyadan 3-5 kişi, 1 kişinin bile sorumsuzca ve bu çağın en büyük sıkıntılarından biri olan bu konu hakkında mesajlar atması kabul edilemez. Bu, işin bir tarafı. Ülkemizin tarihine de baktığımız zaman, Türk futboluna baktığımız zaman zaten ırkçılık diye bir problem yoktur. Avrupa’da yoğun olarak görülen problem. Türk futbolu aslında bir konuda Avrupa’dan çok daha iyiyse o da ırkçılık konusudur. Rekabet hırsı, rekabet anlayışı öyle bir seviyeye gelmiştir ki bunu ne yazık ki Fenerbahçe’ye değil, ülkemize zarar vermektedir, bunun yurt dışına yansıması. Kesinlikle bizim kabul edebileceğimiz bir konu değildir. Hiçbir Türk vatandaşının dil, din, ırk, ten, mezhep ile ilgili bir ayrımcılığı olmaz. Nitekim geçmişimizde de olmadı, şimdi de olmaz. Bizim kültürümüzde yoktur. Ama bunun bile dönüp dolaşıp iki üç tane kendini bilmezin sosyal medyada yaptığı yayınlarla Fenerbahçe’ye yakıştırılması, Fenerbahçe ile bağdaştırılması aslında Türkiye’de rekabetin nerelere geldiğini göstermektedir. Bu hiçbir zaman Fenerbahçe’ye yapışmaz, zarar da vermez ama yurt dışında ülkemizin itibarını olumsuz etkiler. Keşke böyle şeyler olmasaydı. Bizim gibi 83 milyonluk ülkede, bu konuya bu kadar hassas bir toplumda ve kültürümüzün hiçbir yerinde böyle ırkçılığın olmadığı bir ortamda 3-5 kişinin yapmış olduğu sorumsuzca, iğrenç sosyal medya mesajları ki onlar gerçek kişiler mi onu da bilmiyoruz! Yarın bir gün ben gidip iki tane sosyal medya hesabı açıp bizim kulübümüzde oynayan siyahi bir futbolcuya başka kulüp taraftarı gibi saldırı yapsam o kulüp ırkçılık mı yapıyor olur? Tabii ki olmaz. O yüzden buna sevinmediğin için teşekkür ederim. Biz üstümüze alınmıyoruz ama üzüldüğüm nokta, ülkemize zarar vermesidir. Teşekkür ederim.” 

banner51

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner42

banner43